"Dünya için üretiyoruz..."

Thursday, 31 January 2008

Fare beynine kamera yerleştirdiler

Japon araştırmacılar, hafızasının işleyişini görmek için bir farenin beynine minik kamera yerleştirdiler. Bu deneyle günün birinde insanlarda Parkinson gibi hastalıkların tedavisinde kullanılabilecek bir yöntem geliştirilebileceği ümit ediliyor.

''Journal Neurocience Methods''da yayınlanan araştırmada, 3 milimetre uzunluğunda, 2,3 milimetre genişliğinde ve 2,4 milimetre derinliğinde bir kamera kullanıldı.

Japonya'nın batısındaki Nara Bilim ve Teknoloji Üniversitesi profesörü Jun Ohta'nın, Kinki Üniversitesi'nden bilim adamlarıyla ortak çalışmasında, kamera farenin beyninin hippocampus bölgesine yerleştirildi.

Deneyde, araştırmacıların fareye zerk ettikleri bir madde hafıza kayıt yaptığında mavi ışık saçıyor ve kamera bu ışığı tespit edip ekrana yansıtıyor.

Ohta Reures'a açıklamasında, şimdi bu yöntemi insanlara nasıl uygulayabileceklerini düşündüklerini, ancak beyne bir cisim yerleştirildiği için çok dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Ohta, bunun insanlara uygulanmasının en az 10 yıl alabileceğini belirtti.

Kainat güzeli seçildi

Olmaz olmaz demeyin. 101 yaşındaki kadın '2008'in güzeli' seçildi, taç giyip 'kadın her yaşta güzeldir' dedi.

Orta Amerika ülkesi El Salvador'un başkenti San Salvador dünyanın de en ilginç "güzellik yarışmasına" sahne oldu. 29 Ocak'ta başlayan Yaşlılar Festivali'nde "Yaşlı Kainat Güzeli" seçildi.

Yarışmaya katılan 100'den fazla yaşlı kadın arasında Catalina Pineda, sempatik tavırları ve danslarıyla jüriyi büyüledi. 101 yaşındaki Catalina 2008'in "Yaşlı Kainat Güzeli" seçildi. Tacını takarken oldukça duygulanan Catalina "Kadın her yaşta güzeldir" diyerek büyük alkış aldı.

Rahibenin rüyası zengin etti!

POLONYA’nın Krakow şehrinde yaşayan Rahibe Anastazja’nın (60) çıkardığı 4 farklı yemek kitabı ülkede en çok satan kitaplar listesine girdi.

Rüyasında gördüğü tarifleri uyandıktan sonra yazarak şimdiye kadar 558 tarif oluşturan Katolik rahibe, “1 milyon rakamına ulaştık. Esas zor olan uyandıktan sonra acilen unutmadan bunları not almak” dedi.

Cizvit rahiplerinin kurduğu 136 yıllık WAM isimli kitabevinden çıkan kitaplar, Polonya’da Papa 2. John Paul ve Harry Potter kitaplarından sonra en çok satanlar listesinde 3’üncü sırada...

Bu makyaj, farklı makyaj !

İngiltere'de düzenlenen makyaj fuarında ilginç görüntüler vardı... Sinema-TV sektörü için yapılan makyaj uygulamaları şaşırttı.

Çukurun dibi yok

Aşırı yağışlar kimi zaman böyle durumlara yol açabiliyor.

Guetamala'da geçtiğimiz yıl yaşanan olayda bu çukur ortaya çıkarken birçok evi yoketti.

Derinliği hakkında bir fikir sahibi olabildiniz mi?

Jandarma'yı, uyuşturucu dolu villada şaşırtan manzara

İtalya'da bir villayı basan jandarma ekipleri, karşılarında uyuşturucu maddeleri koruyan 4 pitbulla 100 yılanı buldu.

Ansa ajansının haberine göre, başkent Roma yakınlarında bulunan villadaki yüzlerce doz kokain ve on kilo esrarla uyuşturucu yapımında kullanılan malzemeyi ele geçirebilmek için olay yerine tehlikeli hayvanlar konusunda uzman görevliler çağrıldı. Operasyonda ayrıca, biri villanın sahibi olmak üzere iki kişinin tutuklandığı belirtildi.

Wednesday, 30 January 2008

Rus manken arabası için canını verdi

BMW reklamlarında rol alan 29 yaşındaki Rus manken Anna Loginova, Porsche Cayenne cipini hırsıza kaptırmamak için onunla kıyasıya mücadele etti. Moskova'da evinin önünde arabasını park ettiği sırada, Lada marka bir başka arabadan inen gaspçı, Porsche'nin kapısını açıp genç mankeni dışarı fırlattı.

Saldırgandan korkup kaçmak yerine Loginova karşı koymak için tekrar kapıyı açıp saldırganı arabadan çekmeye başladı.


Ancak gaza basan saldırgan, arabayı hızla hareket ettirdi. Bu kez arabanın kapı kolunu var gücüyle tutan genç manken sürüklenmeye başladı. Yine de kapı kolunu bırakmadı.


Yaklaşık 20 metre bu şekilde sürüklendikten sonra bir kaldırım taşına takılan Loginova kafasını çarptı. Bir süre sonra olay yerine gelen polis Loginova'nın, çarpma sırasında aldığı darbeden hemen can verdiğini açıkladı.

Genç mankenin uğuruna can verdiği Porsche cipi ise bir saat sonra terk edilmiş halde bulundu. Arkadaşları onun kaçmak yerine neden böyle devrandığını anlayamadıklarını söyledi.

Loginova'nın arkadaşı ve meslektaşı Valentina Nazera "BMW reklamlarıyla birlikte çok iyi kazanmaya başlamıştı. Birkaç Porsche alacak kadar iyi. Bir araba için değer miydi?" dedi.

Bukalemunların sırrı..

Yaygın inanışın tersine, bukalemunlar kamufle için değil fark edilmek için renk değiştiriyor. Bukalemunların, yaygın inanışın tersine "kamufle olmak" için değil, daha iyi fark edilmek için renk değiştirdiği ortaya çıktı.

Avustralya'nın Melbourne Üniversitesinde yapılan araştırmada, bilinenin aksine bukalemunların, bulundukları ortama adapte olmak için değil, rakiplerini kovmak veya karşı cinsin ilgisini çekmek için renk değiştirdiği belirlendi.

Türlerin renk değiştirme yeteneği ve ilişki gelişimini kıyaslamak amacıyla 21 Afrika cüce bukalemun türünün incelendiği araştırmanın eş başkanlarından Devi Stuart-Fox, morötesi ışınlara hassas bukalemunların insanlardan farklı görme sistemleri bulunduğunu ve araştırmalarında ilk olarak bu hayvanların ne gördüklerini belirlemeye çalıştıklarını anlattı.

Morötesi ile bukalemunun görüş rengini spektrometreyle ölçen ve bu verileri bukalemunun renk algısına model oluşturan görme sistemiyle birleştiren araştırmacılar, bukalemunları tek tek değişik rakiplerle düello ettirdiler ve renk aralığını "itaat edenden egemen olanına" kadar ölçtüler.

Dr. Stuart-Fox, "Bir erkek bukalemuna bir başka erkek bukalemun meydan okuduğunda, içlerinden birisi kazanana ve (karanlık), itaatkar (beni dövme rengine) dönüşünceye dek birbirlerine en parlak renklerini gösteriyorlar" diye konuştu.

Bukalemunların bir model kuş veya yılana gösterildiklerindeki tepkilerini de ölçen araştırma ekibi, en belirgin renk değişiminin diğer bukalemunlara sosyal işaret vermek istediklerinde olduğunu tespit etti.

Türkiye-Makedonya Askeri İlişkileri

Makedonya Cumhuriyeti Savunma Bakanı Lazar Elenovski, Orgeneral Büyükanıt'ı, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'nda ziyaret etti.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, bugün dost ve kardeş ülke Makedonya'nın Savunma Bakanı Elenovski'yi Karargahta ağırladıklarını belirterek, ''Bu ağırlamanın basın önünde olmasının bir önemli nedeni var. Makedonya'ya verdiğimiz önemi vurgulamak. Bunu özellikle güvenlik bağlamında olmak üzere Türk toplumuyla paylaşmak ve Sayın savunma bakanının da Türk toplumuyla paylaşmasını temin etmektir. Bu nedenle bu şekilde bir toplantıyı düzenliyoruz'' diye konuştu.

Makedonya bağımsızlığını kazandıktan sonra ilk tanıyan ülkenin Türkiye olduğunu anımsatan Orgeneral Büyükanıt, bu tanımanın bir özelliğinin de anayasal biçimde tanıyan ilk ülkenin Türkiye olması ve Makedonya'ya açılan ilk büyükelçiliğin de yine Türkiye tarafından açılması olduğunu söyledi. Orgeneral Büyükanıt, iki ülkenin uzun yıllar geçmişte beraber olduğunu ve çok ortak noktasının bulunduğunu anlattı.

Orgeneral Büyükanıt, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Dolayısıyla, bir yanda Balkanlar'ın güvenlik açısından huzur ve barış ortamı, bir Balkan ülkesi olan Makedonya'nın huzur ve refah içinde yaşaması, bizim en büyük arzumuz olmuştur. Balkanlar, bilindiği gibi, Avrupa coğrafyasının çok hassas bir bölgesidir. Yakın geçmişte maalesef acı hatıralar yaşamıştır. Bunların tekrar yaşanmaması için tüm Balkan ülkelerinin huzur ve güvenlik içinde yaşamaları lazımdır. Balkanlar tek bir vücut gibidir. Balkanlar'ın herhangi bir yerinde meydana gelen kriz ya da güvenlik sorunu bütün Balkanlar'a tesir eder.''

Madekondya Savunma Bakanı Elenovski de Türkiye'de bulunmaktan ve Genelkurmay Karargahı'nı ziyaret etmekten duyduğu mutluluğu ifade ederek, iki ülke ve iki halk arasında tarihten gelen bağlar bulunduğunu, uygarlığın verdiği bütün değerlerin ortaklaşa paylaşıldığını anlattı.

''Orgeneral Büyükanıt'ın belirttiği gibi Türkiye'nin Makedonya'yı ilk tanıyan ülke olduğunu'' vurgulayan Elenovski, ''Çok teşekkür etmek istiyorum. Balkanlar'da barış ve huzurun sağlanması bizim için de çok önemlidir. Dolayısıyla bu aşamada bazı etkinlikler de yürütülüyor. Önümüzdeki günlerde düzenlenecek NATO Zirvesi bizim için çok önemlidir. Özel önem taşıyan bir zirvedir'' dedi.

Arnavutluk ve Hırvatistan ile birlikte davetiye beklediklerini ifade eden Elenovski, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu bağlamda kendilerine verdiği desteğin çok önemli olduğunu dile getirdi. Elenovski, ''Bölgede bizim arzuladığımız tek şey varsa o da barış ve huzurdur. Ancak bu şekilde entegrasyon sürecine aktif bir şekilde katılmış olabileceğiz. Büyük Önder Atatürk'ün dediği gibi 'Yurtta Sulh, Dünyada Sulh' diyoruz'' şeklinde konuştu.

-MAKEDONYA'NIN NATO'YA ÜYELİĞİ-

Orgeneral Büyükanıt da Elenovski'nin sözleri üzerine, her şeyden önce asker olarak Makedonya ile askeri ilişkilerin fevkalade iyi düzeyde bulunduğuna işaret etti.

''Makedonya Genelkurmay Başkanı ile askerliğin dışında bir kardeşiz biz'' diyen Büyükanıt, bütün NATO toplantılarında Makedonya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Miroslav Stoyanovski'yi gördüğü zaman kardeşini görmüş gibi sarıldığını belirtti. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, şunları söyledi:

''Tabii, Makedonya'nın diğer Balkan ülkeleri gibi gerek Avrupa'da, gerek Avrupa Atlantik kuruluşlarında gereken yeri alması bizim en büyük arzumuzdur. Umarım, en kısa zamanda, Makedonya NATO üyesi olabilir. Çünkü ortak bir savunma örgütü olan NATO, Makedonya, Arnavutluk, Bosna gibi Avrupa'nın ayrılmaz parçalarından ayrı olması düşünülemez.

Tabii, Balkanlar'da şu anda güvenlik bağlamında en önemli sorun Kosova'dır. Taraflar arasında yapılan görüşmeler şu ana kadar bir sonuç vermemiştir. Güvenliği tehdit edecek bir askeri harekat bütün bölgeye tesir eder ve diğer ülkelerde de sıkıntılara yol açar. Umarım, Kosova'daki bu sorun barışçıl yollarla çözülür. Bu sürece Türkiye'nin olduğu gibi Balkan ülkelerinin tamamının da olumlu katkıları gerekir.''

Rio’da karnaval zamanı

Rio de Janeiro kentinin anahtarlarının bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında bir haftalık çılgınlık için “Kral Momo”ya teslim edilmesiyle resmen başlayan karnavalda, yine içki su gibi akacak, insanlar çılgınlar gibi eğlenecek.

Brezilya’nın ünlü Rio karnavalı, başladı. “Kral Momo”, sembolik anahtarları alırken yanında her zamanki gibi üç güzel kadın yer aldı. Yetkililer, şehre festival süresince 700 bin turistin gelmesini bekliyor. Şehirde güvenliği 9 bin polis sağlayacak.

Rio Belediye Başkanı Cesar Maia, Oğlak Dönencesi’ndeki (23 derece 27 dakika güney enlemi) Rio’da karnaval süresince 150 kiloluk “Simgesel Kral” Rei Momo’ya “tüm yetkilerini devretti.” Başkan Maia, iftiharla şunu belirtti:
“Kral Momo, tüm düşük maaşlı devlet memurlarının, işçilerin maddi-manevi koruyucusu olacak, tüm lüzumsuz cadde-sokak çukurlarını güzelce dolduracak... Asasını sihirli değnek gibi sallayarak fakir fukaranın hamiliğine soyunacak.”

Karnaval kelimesi Latince kökeninde “et ziyafeti - cümbüş” anlamına da geliyor.

Rio’nun ruhu, karnavalda, 49 yıl öncenin büyük filmi “Siyah Orfe” ve büyük besteci Antonio Carlos Jobim’in “İpanema Kumsalı” adlı şarkısı ve Portekizce “Mas Que Nada”sı ( Maşkenada: Çıkış Yok) gibi çınlayacak.

Dünyanın en küçük otomobilleri

Dünyanın en küçük arabaları bir araya geldi. Onlar da hızlı, onlar da güvenli ama diğerlerinden farklı olan tek özellikleri ebatları... İşte o arabalar...



Yaşıyor ama ölü

Boğularak öldü. Hukuki olarak yaşamıyor ama bunlardan kendisinin haberi yoktu. Polonya'da polis, 38 yaşındaki Piot Kucy'nin kimliğini, boğularak ölen bir başka kişiyle karıştırdı.

Hukuki olarak ölü ilan edilen adamın hayatı cehenneme döndü. Çalışamayan ve sigorta yaptıramayan adamın tek tesellisi, artık vergi ödemek zorunda olmamak.

Piot Kucy, "Ocak ayı geldi, ben hala ölüyüm. Şaka gibi" diyerek tepkisini gösteriyor. Bir yerel gazeteye konuşan Polonyalı yetkili ise, "böyle bir vatandaş yoktur" demekle yetindi.

Tuesday, 29 January 2008

Şaka gibi... Tam 50 yıl nezarette unutuldu

Sri Lanka'da mahkemeye çıkarılmaksızın 50 yıldır gözaltında tutulan kişinin geçen hafta 80 yaşında serbest bırakıldığı bildirildi.

D.P. James adlı kişinin avukatı, müvekkilinin 1958 yılının ağustos ayında babasına kesici aletle saldırıp yaraladığı gerekçesiyle gözaltına alındığını, daha sonra akli dengesinin yerinde olup olmadığını anlamak için hastaneye nakledildiğini ve ardından yine hapishaneye döndüğünü ve bu andan itibaren de dosyasının Sri Lanka adli bürokrasisi içinde kaybolup gittiğini açıkladı.

D.P. James'i kefaletle serbest bırakan mahkeme, 'nadir
görülen bu üzücü olay' için özür diledi.

Geçen yıl sonunda hastaneye kaldırılan D.P. James'in durumunun dikkati çekmesi üzerine cezaevi yönetiminin araştırmaları sonucu olayın ortaya çıktığı belirtildi.

Hatalı parka böyle ceza!..

Rusya’daki merkezi caddelerden biri ve sürücü aracını park etmemesi gereken bir yere çekmiş. Cezası belki polisin keseceği bir ödeme makbuzu ile sınırlı kalacakmış ama hatasının bedelini maalesef fazlasıyla ödemiş.

Caddede ilerleyen büyük bir askeri kamyon Rus sürücünün Hyundai Elentra marka aracını son anda görünce duramamış ve otomobili neredeyse bir kağıda çevirmiş!..

Gerçekten bir hatanın bedeli bu kadar büyük olur mu demeyin..Ya içerisinde sürücü veya yolcular olsaydı ne olacaktı?

Top modeller asker olursa..

Bir televizyon yarışmasında mankenler askerlik testlerinden geçiriliyor. Ortaya ise ilginç görüntüler çıkıyor !


İşte en küçük askerler...

Bir bebek bezi reklamı için bu kez minikler asker oldu...

Makedonya NATO üyeliği yolunda çalışıyor

Makedon ve NATO yetkilileri, Makedonya'nın Nisan ayında İttifaka katılım daveti alma olasılığını görüşecekler. Makedon yetkililer, iki ülke arasında devam eden isim anlaşmazlığı yüzünden Yunanistan'ın katılımı veto etmesinden korkuyorlar.

Başbakan Nikola Gruevski Brüksel'de düzenlenen Kuzey Atlantik Konseyi toplantısına katıldı ve Makedonya'daki reform süreci hakkında rapor verdi.

Gruevski, "NATO büyükelçileri Makedonya'yı yargı sistemindeki reformlar, Ohri Anlaşması'nın uygulanması, ekonomik ilerleme, organize suç ve yolsuzlukla mücadele ve siyasi diyalogdan ötürü kutladılar." dedi.

"Hiçbir karar alınmadı ve reformların devam etmesi gerekiyor. Reformların geri dönülmez olması için hızı korumak, ayağınızı gaza koymak önemlidir." diyen de Hoop Scheffer şöyle devam etti: "Siyasi partiler, hükümet ve muhalefetin birbirleriyle olan ilişkilerinde doğru bir siyaset kültürünün olması önemlidir."

NATO tarafından yapılan bir değerlendirmede, Makedonya'nın eylem planındaki şartların neredeyse hepsini yerine getirdiği doğrulandı. Örneğin, iç çatışmalar çözüme kavuşturularak Cumhuriyet Yargı Konseyi'nin son üyesinin seçilerek bu üst düzey yargı organının tam olarak işlevsel hale getirilmesi gibi sonuçlar elde edildi.

Diğer ilerlemeler arasında bir temyiz mahkemesinin kurulması, gizli bilgiler ve verilerin korunmasına ilişkin yasa ve tedbirlerin kabulü ve çoğu belediyede yeni yerel emniyet müdürleri seçilmesi yer alıyor. Dahası, yetkililer organize suç ve yolsuzlukla mücadeleyi de sürdürüyorlar. Ülke, Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün Yolsuzluk Algı Endeksinde 21 sıra birden yükseldi.

Kuzey Atlantik Konseyi toplantısında Makedonya'nın Yunanistan ile arasındaki isim anlaşmazlığına da değinildi. Makedon haber ajansı MIA'ya göre, yetkililer Matthew Nimetz'in liderliğindeki BM müzakere sürecinin hızlandırılması gerektiği sonucuna vardılar.

Makedon liderler, sorunun NATO üyeliğine engel teşkil edebileceğinden endişeleniyorlar. İttifak bu konudaki anlaşmanın üyeliğe ön şart teşkil ettiğini söylememiş olsa da, Yunanistan veto hakkını kullanıp kuzey komşusunun amacına engel olabilir.

"Bu sorunun kolay olmadığını vurgulamak isterim. Kesinlikle, 17 yıldır devam eden bu soruna çözüm bulma çabalarını hızlandıracağız." diye Gruevski şöyle devam etti: "Sorun kolay olsaydı şimdiye dek çözülmüş olurdu."

Gruevski, davet alma olasılığı hakkında umudunu korumakla birlikte başka bir senaryo daha düşünüyor. "Davet alamazsak, ülke istikrarını koruyacak ancak daha fazla ekonomik güçlükle karşılaşacaktır. Bazı aşırılık yanlısı gruplar cesaretlenebilir ve sorun çıkarmaya başlayabilirler, ancak bu gibi sorunları hızla ortadan kaldıracağız."

Başbakan, "Yine de en iyisi Makedonya'nın davet alması olur." diye de ekledi.

Hırsızlar evin çatısını çaldı

Macaristan’da hırsızların bir evin çatısını çalmaları, polisi hayrete düşürdü.

Polis, Nagykörösi kasabasındaki müstakil evin çatı malzemesinin çalınmasıyla ilgili açıklamasında, ülkede şimdiye dek pek çok hırsızlık olayı yaşandığını, ancak bir evin çatısının çalınmasına ilk kez tanık olunduğunu bildirdi.

Komşuların ihbarını değerlendiren polis, civardaki bir eve yaptığı baskında müstakil evden çalınan kiremit, kalas ve su borularını buldu.
Yakalanan hırsızlar, polise verdikleri ifadede, çaldıkları malzemeyle bir ev yapmak istediklerini söylediler.

Bunlar ne biliyor musunuz?

Sanatçı Guido Daniele'nin yarattığı yeni tarz görenleri büyüledi. Daniele'nin eline çizdiği bu resimler sizi de şaşırtacak...

Monday, 28 January 2008

Üsküp’ü unutmadık ve unutmayacağız

Geçen hafta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ve beraberindeki 12 kişilik heyet Üsküp’ün ziyaretinde bulundular. Konuklar arasında Makedonya göçmenleri de yer aldı. Aralarında Delçova’lı Mevlüd Hepseven de vardı.
Fırsatttan yararlanarak 1958 yılında İzmire göç eden Mevlüd Hepseven’le Üsküp’e yaptılşarı ziyaretin amacının yanı sıra Makedonya’ya duyulan hasretlik konusunu da sorduk. Görünen o ki Makedonya unutulmamış ve hiçbir zaman unutulmayacak.


Uçak, piste giren danaya çarptı!

Endonezya'da havaalanına iniş yapan Boeing 737 tipi bir uçak, pistteki danaya çarptı.Resmi Antara ajansının haberinde, 141 kişiyi taşıyan uçağın, ülkenin doğusundaki Merauke havaalanına inişinde pistte dolaşan bir danaya çarptığı belirtildi.

Endonezya'nın Merpati Nusantada havayolu şirketine ait uçakta yaralanan olmadığı, ancak uçağın sol motorunun hasar gördüğü kaydedildi. Merauke havaalanı yetkilileri, havaalanının çevresinin tamamen çitlerle kapalı olmadığını ve dananın civardaki köylerin birinden geldiğini söylediler. Haberde, dananın akıbeti belirtilmedi. Endonezya'da büyük havaalanlarının yarısının uluslararası normlara uymadığı belirtiliyor.

Paha biçilemeyen ev

Dolar milyarderlerin rüya evlerinin bile bir fiyatı var. Ama bu köylü kadının evine değer biçilemiyor.

Finans çevrelerinin dergisi Forbes'ın 'Dünyanın en pahalı evleri' listesine girmedi. 'Milyon dolarlık evler' arasında sayılmadı. Ama bu eve 3 yıldır bir değer biçilemedi. Dünyanın zengin ve ünlülerinin evlerinin bile bir fiyatı var. Örneğin iki hafta önce Londra'da, Türk işadamı Halis Toprak'a ait Toprak Malikanesi 50 milyon sterline satıldı. Bu emlak piyasasında 'rekor fiyat' olarak nitelendirildi. Toprak Malikanesi'nin içinde yok yok. 20 kişilik hamamı, tenis kortu dev kapalı havuzu bile var.

'PARAYI NE YAPAYIM BEN' DİYEREK SATMIYOR Bu evin ise hiç lüks özellikleri yok. 4 oda bir salon, ufak bir banyo. Ama her şeyi ile masal evi gibi. Daha düne kadar sadece çevrede yaşayanların bildiği bir evdi. Son zamanlarda ise Sibirya turizminin artmasıyla birlikte ev de giderek daha çok kişinin dikkatini çekmeye başladı.

Dergilerde yer aldı ve Sibirya'nın Yekaterinsbug kentinin yakınlarındaki bu ev bir anda herkesin ilgi odağı oldu. Almak isteyenler milyon dolarlar teklif etti. Ama evin sahibi olan dul Bayan Yevgeniya 'O kadar parayı ne yapayım ben" diyerek hep reddetti. Bu nedenle ev için "paha biçilemiyor" denildi.

Evi gören mimarlar ise 'Bu bir ahşap harikası' dedi. Evi her şeyi ile yapan Bayan Yevgeniya'nın merhum eşi böylelikle ölümünden sonra bıraktığı sanat eseri gibi eviyle modern mimarların araştırmalarında yer aldı. İtalyan mimarlar oyma ustası Yevgeni'nin köy evi için "gerçek rüya ev" değerlendirmesini yaptı.

Sunday, 27 January 2008

Uzaylıdan sonra hayalet iddiası

Matthew Summers İngiltere'nin Billingham kentine bağlı Teesside bölgesinde oturan kendi halinde bir genç. Kız arkadaşlarıyla doğum günü kutlamak amacıyla toplanana kadar da hayatında her şey normal gidiyordu. Ancak Summers'ın doğum gününde çekilen fotoğrafların birine bir hayaletin de katıldığını farketmesiyle adeta ülkede gündem değişti.

Karelerin birinde kızların ayaklarının arasından küçük bir kız çocuğunun yüzü görünüyordu. Günlerdir İngilizlere malzeme olan bu konuyla ilgili Summers şunları söyledi: " Kız kardeşimin bağırırken yüz ifadesine bakmak için fotoğrafı büyüttğümde hayaleti gördüm. Orada duruyordu. Yüz ifadelerini bile anlamak mümkündü"

İşte sigara içiş noktası

Almanya'da restoran ve barlarda sigara içme yasağı, müşterilerini kaybetmek istemeyen işletmelere işte böyle bir çözüm yarattırdı.

Almanya'nın Aşağı Saksonya eyaletindeki 'Matermeister Turm" adlı bir restoran, sigara içen müşterilerine dış cepheye bakan duvarlarda delikler açtırıp, "Sigara içiş noktası" oluşturdu.

Zenginler Mars'a kaçacak

Fransız sosyalist Michael Löwy: “Dünya yaşanmaz hale gelince ABD ‘elitleri’ Mars’a götürecek !” Dünyada oldukça ses getiren Ekolojik Sosyalist Manifesto'nun yazarlarından Fransız akademisyen Michael Löwy önceki akşam geldiği Türkiye'de ayağının tozuyla ilginç açıklamalar yaptı.

Bir dizi konferans için gelen ve dün İstanbul Taksim'deki Fransız Kültür Merkezi'nde konuşan Löwy'e göre, küresel ısınma sonrası dünya çok yakında yaşanmaz hale gelecek ve ABD Savunma Bakanlığı Pentagon da, zenginler için Mars'ta bir uzay üssü kuracak.

Paris'teki Sosyal Bilimler Yüksek Okulu'nda dersler veren Prof. Dr. Michael Löwy teorisini şöyle özetledi:

"Pentagon'un gizli bir raporu olduğu söyleniyor. Dünya üzerinde yaşam imkânsız hale gelirse yeni yaşam alanı olarak Mars üzerine bir uzay gemisi gönderilecek. Bu uzay gemisine sadece bazı politikacılar, ekonomik elitler alınacak. Bizler bu uzay yolculuğuna davetli olmadığımız için, bu ekolojik sorunlara çözüm bulmak zorundayız."

Dünyayı bekleyen ekolojik krize karşı önerisini, "Devrimci radikal bir projeyle başta enerji kaynaklarını dönüştürmek ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dönmek" şeklinde ifade eden Prof. Dr. Löwy şöyle devam etti:

"Dünyayı kirleten, kömür petrol gibi yakıtlardan kurtulmak gerekiyor. Güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını bunların yerine koymak zorundayız. Kapitalizm güneş enerjisiyle hiçbir zaman ilgilenmedi. Çünkü alınıp satılması kolay değildi."

Limon ve Portakal

Limon ve Portakal deyip geçmeyin. Vitamin deposu olmanın dışında başka işlerede yarıyormuş.....



40 bin yıldır ayakkabı giyiyoruz

Washington Üniversitesi'nden Hong Shang'la Erik Trinkaus, Çin'in başkenti Pekin yakınlarındaki Tianyuan mağarasında bulunan 40 bin yıllık bir iskeletin ayak parmağı kemiklerini inceledi; bu kemiklerin yapısını ve yoğunluğunu tarih öncesi dönemlerde yaşayan yerli Amerikalı ve Eskimolarla, sonra da kentli modern Amerikalılarla kıyasladı.

Araştırmada, modern insanlara göre, çıplak ayaklı yerlilerin ayak tabanlarının çok daha sert ve güçlü olduğu ortaya çıktı. Trinkaus, "Modern ayakkabı giyen Amerikalıların küçük ve zayıf parmakları var.

Çıplak ayaklı Kızılderililerinki güçlü ve uzun. Ayakkabı giyen Eskimolar ortada" diyor. Uzmanlar mağaradaki kemiği en çok Eskimolarınkine benzetip bundan yola çıkarak o zaman yaşayan insanın ayakkabı giydiğini varsaydı.

Hayatın özeti

Az ve öz hayatın tanımı bu kadar net anlatılabilir....

Saturday, 26 January 2008

Saçma sapan ama gerçek buluşlar

İmzamı kanla atarım!

Bu kalem, bir tasarım şirketinin son ürünü. Özelliği ise imzanızı kendi kanınızla atabilmenize olanak tanıması...

Yemeklik kasaba
Fotoğraf sanatçısı Carl Warner'ın çalışmasının en büyük özelliği, tamamen yiyeceklerden oluşması.

Aerodinamik Civic
Katrina kasırgası sonrası benzin fiyatlarındaki artıştan rahatsız olan girişimci Amerikalı, 2.5 yıllık çalışmasının sonunda 92 model Civic CX'ini daha az benzin harcayacak "aerodinamik" hale getirmeyi başardı. Maliyet ise sadece 400 dolar...

Koyunların garip davranışı

Mısır tarlalarındaki esrarengiz halkalardan sonra şimdi halka oluşturarak otlayan koyunlar şaşırtıyor.

İngiltere'de ortaya çıkan ve yıllarca nasıl oluştukları açıklanamayan mısır ya da buğday tarlalarındaki halkaları tüm dünyada uzun zaman konuşuldu. Filmi bile yapıldı. Mısır tarlalarındaki halkalar, Mell Gibson'ın "İşaretler" filmine esin kaynağı oldu. Şimdi ise bir başka gariplik ortaya çıktı. Bu kez koyunlar halkalar oluşturup otlatmaya başladı.

Olay yine, mısır tarlalarındaki esrarengiz halkaların görüldüğü İngiltere'nin Kington bölgesinde görüldü. Herefordshire yakınlarındaki çiftliğin koyunlarının oluşturdukları garip halkalar objektiflere bile yakalandı. Fotoğrafçı Russell Bird, garipliği duyar duymaz bölgeye gidip olayı görüntülamayi başardı. Russell Bird "Gözlerime inanamadım. Ancak traktör sesini duyunca dağıldılar. Neden böyle davrandıklarını anlamak mümkün değil. Çiftlik sahipleri de orada çalışanlar da şaşkın. Bir komşu çiftlikte de koyunlar bunu yapmış" dedi.

Herefordshire Teknoloji Koleji'nden Dan Seaborne ise olayın bilimsel olarak şöyle açıklanabileceğini söyledi:
"Koyunlar, uzun süre halka şeklinde bir yerde tutularak beslenmiş olabilirler. Bu da alışkanlık yarattığı için artık dışarıda bile bunu yapıyorlar."

Bir başka iddia ise daha önce mısır tarlalarındaki garip işaretlerde olduğu gibi bu bir oyun. Önceden daire şeklinde çizilmiş alandaki çember çizgisi üzerine dökülen besinler, koyunların daire şeklinde dizilmelerine neden oluyor. Uzaktan çekilen fotoğrafta yem gözükmediği için koyunlar daire çizip otluyormuş görüntüsü ortaya çıkıyor. Mısır tarlalarındaki "gizemli işaretler" olarak dünya kamuoyuna duyurulan olayda da hile ortya çıkmıştı. Uyanık bir çiftçi bu halkaları kendisinin yaptığını itiraf etmişti.

Çarşı, Üsküp’te de herşeye karşı!

Çarşı “Bekçi kulesine” karşı. Beşiktaş fudbol kulübünün en büyük ve dünyaca ad yapmış taraftar grubu Üsküp’ün Taş Köprü’sündeki mihrabın “Bekçi kulesi” olarak adlandırılmasına karşı geliyor.

Başkent Üsküp’teki Beşiktaş taraftarları, Türkiye’deki Çarşı grubunu örnek alarak adaletsizliğe ve yanlışlıklara karşı ilk olarak tepkilerini dile getirdiler.

Üsküp’teki Çarşı grubunu bu örnek davranıştan dolayı tebrik ediyoruz. Ben de bir Beşiktaşlı olarak gurur duyuyorum.

Mihrab ile ilgili haberleri bu linkten okuyabilirsiniz

İki başlı yılan

Bu yılan görenleri hayrete düşürüyor. Çünkü tam iki tane başı var. Arjantin'de dünyaya gelen 2 başlı yılan görenleri hayrete düşürüyor...

Arjantin'de doğal hayatı korumak için kurulan Santiago del Estero Parkı’nda iki başlı bir engerek yılanı dünyaya geldi.

Uzmanlar yılanın iki başlı doğmasına genetik bozukluğun yol açtığını belirlediler.

Erkek serçelerin işi zor

Erkek serçelerin dişileri tavlamasının sanıldığı kadar kolay olmadığı ortaya çıktı. Erkek serçelerin dişileri tavlamasının sanıldığı kadar kolay olmadığı, erkeğin, "yakışıklılığının" yanısıra birçok konuda dişiye destek vereceğini kanıtlaması gerektiği ortaya çıktı.

Yapılan bir araştırma, dişi serçelerin hem "yakışıklı" hem de yuvayla ilgilenebilecek erkek serçeleri tercih ettiğini gösterdi.

Dişi serçenin erkek serçenin yalnızca sesi, renkleri ya da büyüklüğüne kapılmayıp kuluçka ve yavrunun yumurtadan çıkma dönemlerini kendisiyle geçirebilecek, yani yuvayı dış etkenlerden koruyabilecek erkek serçeleri seçmesi kuşbilimcileri şaşırttı.

Yiyeceğin az olduğu dönemlerde, dişi serçenin tercihini, böcekleri daha kolay yakalayabilen büyük gagalı ya da yuva yere yakın olduğunda düşmanları korkutabilecek özelliğe sahip erkekten kullandığı görüldü.

Yapılan araştırma, dişi serçelerin erkeklerden istediği ölçütlerin çevresel koşullara göre değiştiğini de ortaya koydu.

Bugüne dek dişi serçelerin, en gösterişli ve sesini en çok duyuran erkeğin peşine düştükleri sanılıyordu.
Konuya ilişkin makale, Fransız bilim dergisi "Science et Avenir"de yer alıyor.

100 bin senelik insan kafatası nehirde bulundu

Çin'de 80 binle 100 bin sene öncesinden kalma bir insan kafatası bulundu. Ülkenin orta bölgelerinde bulunan kafatasının hemen hemen bütün halde olduğu kaydedildi.

China Daily gazetesindeki habere göre, 16 parçadan oluşan kafatası geçen ay Henan eyaletinin Xuchang bölgesindeki bir kazı sırasında bulundu.

Bir pınarın yakınlarında bulunan kafatasının, suda oldukça fazla miktarda bulunan kalsiyumdan dolayı fosilleştiği bildirildi.

Tarihi bu kadar eskilere dayanan bütün halde kafatası bulunmasının çok nadir görüldüğü kaydedildi. 2 sene süren kazılarda ayrıca hayvan fosilleri, kemikler, taşlar ve eşyalardan oluşan 30 binden fazla parça bulundu.

Çin'de şimdiye kadar en eski insan fosili, 1965 senesinde Yunnan eyaletinde bulundu. Fosil, 1,7 milyon sene öncesine ait.

Friday, 25 January 2008

Paintte 5.000 saatte yapılmış resim

Çaldığı eşyalar için taksi tutmuş

İngiltere’nin Galler bölgesinde bir eve giren hırsız, çaldığı eşyaları götürmek için ev telefonundan taksi çağırdı.

22 yaşındaki hırsız, Cardiff’te girdiği evden cep telefonları, DVD okuyucusu, diz üstü bilgisayar, televizyon ve oyun konsolu çaldı. 3500 sterlinlik eşyaları torbalara dolduran hırsız, yürüyerek kaçamayacağını anlayınca evin telefonundan taksi çağırdı. Olayın bu şekilde meydana geldiği, hırsız yakayı ele verdikten sonra anlaşıldı.

Ev sahibi Katie Battiscombe, durumu öğrenince, “Gülmekten kendimi alamadım. İnanılır gibi değil. Düşünsenize, evimden telefon ediyor ve kapının önünde taksinin gelmesini bekliyor...” dedi.

Postacı salyangozdan yavaş

Postacının salyangozdan daha yavaş hareket ettiği resmi olarak kanıtlandı.

Postahanenin yavaş çalıştığına sinirlenen bir Polonyalı bu iddiasını kanıtlamak için ilginç bir yöntem buldu. 20 Aralık'ta postaya atılan mektubu ancak 3 Ocak'ta alınca, bilgisayar uzmanı çalışan, mektup için harcanan zamanı hesapladı.

Postahane mektup icin 294 saatte ihtiyaç duymuştu. Mektubun postaya atıldığı yer ile evi arasındaki mesafe ise 11.1 kilometreydi. Buna göre hesaplama yapan bilgisayar uzmanı, mektubun saatte 0.03775 kilometreyle hız aldığını hesapladı.

Adamın hesaplamasına göre bir tarla salyangozu ise saatte 0.048 kilometreyle hareket ediyor. Böylelikle Polonya'da postacının bir salyangozdan daha yavaş çalıştığı kanıtlanmış oldu.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Üsküp’te yoğun temaslarda bulundu

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Makedonya Tarım Bakanı Atso Spasenovski ile görüşerek iki ülke arasında tarım alanındaki işbirliği konularını masaya yatırdılar.

NATO ve AB'den Makedonya'ya reformları sürdürme çağrısı

NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer Makedonya Başbakanı Nikola Gruevski ile Brüksel'de görüştükten sonra yaptığı açıklamada, Makedonya'nın ilerleme kaydetmekle birlikte reformları gayretle sürdürmesi gerektiğini söyledi.

De Hoop Scheffer, iktidar ve muhalefetteki siyasi partiler arasında daha iyi ilişkiler kurulmasının özellikle önem taşıdığını belirtti. Gruevski de, Makedonya'nın NATO üyeliğinin büyük ölçüde Yunanistan ile arasındaki isim anlaşmazlığının sonucuna bağlı olduğunu söyledi.

Gruevski bir araya geldiği AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Olli Rehn de Makedonya'ya AB üyelik müzakerelerini başlatma tarihinin bir dizi "sorumlu alanda" ilerleme gösterdikten sonra verileceğini söyledi. Rehn, bu alanlar arasında Avupa Komisyonu'nun Makedonya hakkındaki ilerleme raporunda da belirtildiği üzere yargı, polis, devlet idaresi ve hukukun üstünlüğünün yer aldığını belirtti.

Thursday, 24 January 2008

Vurmuyor sarhoş ediyor

Bu AK-47 Kalaşnikof bir başka. Öldürmüyor ama sarhoş ediyor. Rus zenginleri birbirine hediye etmek için kapışıyor.

AK-47 ya da otomatik Kalaşnikof tüfeği soğuk savaş döneminde bir Sovyet silahı olarak efsane oldu.
Şimdi ise votka şişesine dönüştü. Mihail Kalaşnikof tarafından tasarlanan yakın muharebe silahının dünyadaki sayısının 10 milyonu aştığı biliniyor. Ama bu AK-47 bir başka. Öldürmüyor, sadece sarhoş ediyor.
Dünyanın en ilginç içki şişeleri arasında gösteriliyor Ruslar'ın kurdukları 'Votka Müzesi'nde, 2 bin 707 votka çeşidi arasında baş köşede duruyor.

AK-47 Votka, şu sıralar Rus zenginlerin birbirine verdikeri en eğlenceli hediye haline geldi.

Wednesday, 23 January 2008

Devrik aracın altında 4 gün kaldı, kar yiyerek hayatta kaldı

Arazi aracının altında sıkışıp kalan Kanadalı avcı dört gün sonra kurtarıldı. Kanada'nın batısındaki dağlık Alberta bölgesinde sık sık tuzak avına giden 50 yaşındaki Ken Hildebrand, kayaya çarparak cipini çukura düşürdü. Bir bacağı çocukken geçirdiği hastalık yüzünden zaten felç olan avcının sağlam bacağı da aracının altında sıkışıp kaldı.

Cipin altında kaldığı süre zarfında hayatta kalabilmek için yanındaki tuzak yemlerini yiyen avcı, susuzluğunu da kar yiyerek gidermeye çalıştı.

Yırtıcılardan düdüğü sayesinde kurtulan avcı, tesadüfen oradan geçen iki kişi tarafından fark edildikten sonra düzenlenen operasyonla kurtarıldı.

Avcının bacağından ameliyat edildiği bildirildi.

Tuesday, 22 January 2008

Uzaya gitmek için 30 milyon Dolar ödedi

Uzaya gidecek 6. turist olacak Amerikalı bilgisayar oyunu yapımcısı Richard Garriott, Ekim'de yapacağı yolculuğuna şimdiden hazırlanmaya başladı.

1973'de ''Skylab'' yörünge laboratuvarında çalışan astronot Owen Garriott'ın oğlu Richard, Rusya'da geçireceği 6 hafta sırasında, tıbbi kontrolden geçecek ve Soyuz uzay aracıyla yapacağı uçuş için gerekli eğitimin ilk safhasıyla tanışacak.

46 yaşındaki Garriott Space.com'a yaptığı açıklamada, bu yılın kendisi için uzay ile dopdolu geçeceğini belirterek, "Uzay benim için en öncelikli şey olacak ve karasal faaliyetler ikinci plana düşecek" dedi.Rusya Federal Uzay Kurumu ve Amerikan Space Adventures firması arasında varılan anlaşma uyarınca Ekim'de iki profesyonel uzay adamıyla Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) gidecek Garriott, bu yolculuk için 30 milyon dolar ödedi.

Online bilgisayar oyunlarının "ultimate" serisinin yaratıcısı Garriott, bu macerasına ek olarak uzayda yapacağı bir yürüyüş için de 15 milyon dolar ödeme yapmayı düşünüyor. ABD'de ilk ''oğul astronot'' olarak meslek dışından ''uzay turisti'' olacak Garriott, Rusya'daki ''baba-oğul astronot'' geleneğine katılan ilk Amerikalı olacak. Uzayda insan yapımı ilk uydu olan insansız Sputnik'in (Yol Arkadaşı) 50 yıl önce ve yörüngedeki ilk insan Yuri Gagarin'in (1934-1968) de bulunduğu Vostok (Doğu) kapsülünün 1961 nisanında uzaya hareke ettiği Kazakistan'daki tarihi SSCB üssü Baykonur, ''uzay turistleri'' devrini de başlatan yer oldu ve bu işi halen sürdüren yegane üs.Baykonur'dan Soyuz (Birlik) roketleriyle yörüngeye ''turist'' taşıma işi ilk kez 2001'de Californialı Amerikalı iş adamı Dennis Tito ile başladı.

Kazakistan'dan yörüngeye fırlatılan ilk beş ''milyoner iş adamı turist'', tahminen 20'şer milyon doları Rusya Uzay Kurumuna ödedi.

Monday, 21 January 2008

Eurovizyon yarışmasında rezalet ve kaos devam ediyor

Üsküp Festivalinin sanat müdürü Valentino Skenderovski basın toplantısında kompozitörler ve basın temsilcileri ile iki saatlık sert münakaşadan sonra dayanamadı ve MTV’nin festivali iptal etmesi gerektiğinin vurgulayarak gelişen olayların müzikle hiçbir alakası olmadığının altını çizdi.

Festival yetkilileri toplantıda kamu oyundan özür dileyerek listeye 6 şarkıyı eklemekle büyük yanlış yaptıklarını ifade ettiler.

MTV’nin Spor ve Eğlenece programları sorumlusu Aleksandar Sidorovski listeye bir şarkının eklenmesi için büyük baskılar ve tehditler yapıldığını ileri sürdü.

Sidorovski, tehditler savuran isimleri belirtmedi ancak polisin haklarında soruşturma başlattığını kaydetti. Baskı sonucu eklenen o şarkının yanı sıra, Eurovision yarışması listesine ek olarak daha 5 kompozisyon eklenmesi kararı alınmış. Hedef ise baskı sonucu listeye giren tek şarkının kimliğinin gizlenmesi.

Yetkililerin, konkur kurallarına aykırı bu kararı festivalin tam bir kaosa sürüklenmesine neden oluyor.

Üsküp Festivaline bir ay kala 15 şarkıyı seslendirecek şarkıcılar bile belli değil. Skenderovski, festival hazırlıkları ve şarkıların hazırlanması için çok geç kalındığını doğruladı.

Bugünkü toplantıda sov da eksik olmadı. Şovmen Boyan ve Sidorovski arasında terbiye sınırlarının aşan polemikler de yaşandı.

Menajer, Emin Gaca ise kaos ortamının yaratılmasında suçlunun kompozitör Darko Dimitrov olduğunu belirterek festivalde müziğin M’si kalmadığını dolayısıyla iptal edilmesini istedi.

Tuhaf bir park satışı!

Tuhaf çünkü bu park yeri sadece tek araçlık. Bir de açık artırma yapılıyor. İngiltere'nin başkenti Londra'da, ünlü Harrods mağazasının bulunduğu bölgedeki bir kapalı park yerinde tek araçlık yer 250 bin sterlinden (yaklaşık 570 bin YTL) satışa çıkarıldı.

Bir apartmanın iki kat altındaki kapalı park yerinde sadece bir otomobilin sığabileceği 6 metrekarelik alanın, sahibinin yurtdışına göç etme kararından dolayı 90 yıllık kullanım amacıyla satışa sunulduğu belirtildi.

Park yerinin satışını duyuran Hamptons International, bir otomobillik park yerinin satışa sunulmasını, "nadir görülebilen büyük bir fırsat" olarak nitelendirdi.
Emlakçılar, değerli araçlarını cadde üzerinde bırakmaya kıyamayan milyarderlerin mecburen yüksek paralar ödeyerek park yeri satın aldıklarını, dört yıl önce Basil Caddesi'nde 67 bin sterline satılan bir park yerinin değerinin 300 bin sterline yükseldiğini söyledi.

Öldü sanılan kadın, tabuttan çıktı, su istedi!

Şili'nin bir köyünde öldü diye tabuta konulan seksenlik ihtiyar, gözlerini açıverince akrabalarını hem korkuttu, hem sevindirdi.

81 yaşındaki Feliberto Carrasco adlı emeklinin evde "cansız ve soğumuş bedenini" bulan akrabaları, ihtiyarın öldüğüne hükmedip cenaze hazırlıklarına başladı.

Doktor getirip ölüm raporu almaya gerek görmeyen akrabalar, cenaze işlemlerini başlattı. Tabut başında nöbet tutulup ağıtlar yakılırken, yaşlı adam gözlerini açtı.

Yeğen Pedro, yaşadıklarını, "Gözlerime inanamadım. Amcam öylece bana bakıyordu" diye anlattı.
Yakınlarının dehşet dolu bakışları arasında tabutundan do ğrulan yaşlı adamın ilk yaptığı, "bir bardak su" istemek oldu.

Ölüm ilanını veren yerel radyo da, ikinci bir ilanla Carrasco'nun ölmediğini duyurdu.

Sunday, 20 January 2008

Karısından kurtulmak için...

Karısının konuşmasından kurtulmak için, hırsızlık yapıp hapse girdi. ÇİN'in Şanghay kentinde oturan 29 yaşındaki Linghua Vong, 1 çocuk annesi 9 yıllık eşi Şiao Fıng kendisiyle az para kazanmasından ötürü alay etmesi ve aşağılamalarına dayanamayınca hırsızlık yapıp hapse girdi.

Eşinin az para kazandığı için kendisi ile alay ederek sürekli aşağıladığını öne süren Vong, eve uğramadan çalışmasına rağmen yaranamamaktan yakındı. Eşinin konuşmalarından bıkan ve karakola giden Linghua Vong, hırsızlık yaptığını, pişman olduğunu söyledi. Polis, buna rağmen kendisine inanmadı. Vong bunun üzerine oyuncak tabanca ile bir taksi şoförünün parasını gasp etmeye kalkıştı, şoförün bağırmasından korkarak kaçtı.

Cüzdanlarını gasp etmeye kalkıştığı çiftin cüzdanından para çıkmadığını gören Linghua Vong, genç bir kızın parasını isterken, 'İstersen beni vurabilirsin ancak işte sadece 3 Yuan'ım var' deyince bundan vazgeçti. Hırsızlık girişimleri başarısız olan Vong, polis tarafından yakalanarak 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Vong, en büyük korkusunun eşinden ayrılmak istememesi olduğunu belirtirken, eşi Şiao Fıng'ı bir daha görmeyeceği için mutlu olduğunu söyledi.

10 yıldır tükenmez kalem biriktiriyor

Düzce'de 10 yıldır tükenmez kalem biriktiren Fazlı Duman, koleksiyonunu işlettiği kantinin duvarlarında sergiliyor.

Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nin kantinini işleten 59 yaşındaki Fazlı Duman, yaklaşık 10 yıl önce tükenmez kalem koleksiyonuna başladı.

Gördüğü değişik tükenmez kalemleri koleksiyonuna katan Duman, biriktirdiği kalemleri koyacak yer bulamayınca kantinin duvarlarında camekanlı bölmelerde sergilemeye başladı.

Ziyarete gittiği her işyerinde gördüğü kalemleri inceleyen ve benzeri olmayanları alarak koleksiyonuna katan Duman, "Koleksiyonumda 3 bine yakın tükenmez kalem var. Hepsi birbirinden farklıdır. Benim için büyük önem taşıyan kalemlerimi hiçbir şeyle değişmem" dedi.

Koleksiyonunu asla parayla satmayacağını belirten Duman, "Bana bir otomobil verseler bile koleksiyonum kadar değerli olamaz. Ömrüm devam ettiği sürece kalem biriktirmeye devam edeceğim" diye konuştu.
İHA

Kaybolan bumerang 25 yıl sonra geri döndü

Avustralya yerlilerinin av amacıyla kullandığı bumerangların, “aradan 25 yıl geçse de geri dönebildiği” ortaya çıktı.

Avustralya’daki Mount Isa kentindeki yetkililer, Amerika’dan postayla gelen kutudan bir bumerang çıkınca önce şaşırdılar. Bumerang ile birlikte gelen not okununca, kutuyu gönderen kişinin, 25 yıl önce Mount Isa Müzesi’nden çaldığı bumerangı iade etmeye karar verdiği anlaşıldı.

Mount Isa Belediye Başkanı Ron McCullough, notta “1983 yılında, genç ve aptalken bu bumerangı alıp götürdüm. Bu yanlış bir şeydi üzgünüm, şimdi onu size geri gönderiyorum” yazdığını, paketten ayrıca bir bağış çekinin çıktığını söyledi.

Gönderilen bumerangın, eski madencilik ekipmanı ve Aborjin sanat eserlerinin sergilendiği ancak artık kapalı olan Frank Aston Müzesi’nden çalındığı belirtildi.

Yetkililerin tam kimliğini açıklamadığı, sadece adının Peter olduğu belirtilen “pişman hırsızın” geri gönderdiği bumerangın, eğer bulunabilirse yasal sahibine teslim edileceği kaydedildi.

Bumerangların, fırlatıldığı zaman dönen ve dönmeyen çeşitleri bulunuyor. Tipik bir bumerangın, gerekli biçimde fırlatıldığında, havada 25-50 metre uçtuktan sonra fırlatan kişiye dönebildiği belirtiliyor.

En aptal sorular?

Birazdan okuyacaklarınız mahkemelerde avukatlar tarafından sorulmuş sorulardan derlenmiştir. Ancak bizim avukatlarımız hiç alınmasın, çünkü bu sorular Amerikan mahkemelerinde sorulmuş sorulardır.

"Uykusunda ölen bir insan, ertesi günün sabahına kadar bunun farkına varamaz, değil mi doktor?"

"Kaç kere intihar etmeyi başardınız?"

"Resminiz çekilirken orada mıydınız?"

Soru: "Üç çocuğunuz var, değil mi?" • Cevap: "evet." • Soru: "Kaçı erkek?" •Cevap: "Erkek yok."Soru: "Hiç kızınız var mı?"

"Çarpışma esnasında araçlar arasında ne kadar mesafe vardı?"

Saturday, 19 January 2008

Ve nihayet....

Yaklaşık altı yıl sonra Taş Köprüsü'ndeki Mihrab nihayet onarılacak. Hükümet geçikmeli de olsa Mihrabın onarılması sürecini başlatmış oldu.

Üsküb’ün sembolü haline gelen Osmanlı Taş Köprüsü mihrabı yılın sonuna kadar onarılması gerekiyordu. Bakanlar kurulu Nisan 2007'de Kültür Bakanlığını mihrab projesini tamamlaması konusunda görevlendirdi.

Hükümet sözcüsü, İvica Bocevski’ye mihrabın onarılma projesinin üç aşamada tamamlanacağını vurguladı. Birinci aşamada, mihrabın korunmuş olan parça ve kırıntıların seçimi, teşhis ve onarımıdan oluşacak. İkinci aşamada ise mihrabla ilgili araştırmanın yanı sıra mihrabın tamamını oluşturacak, taş parmaklıklar ve levha gibi yeni elementlerin yapılması öngörülmüş.

Son aşamada ise mihrabı orjinel hale çevirecek onarım çalışmalarına başlanacak. Hatırlanacağı üzere, hükümet bir ay önce Bakanlar kurulu toplantısında mihrabın onarılması için girişimi başlattı. Mihrabın onarım masraflarını hükümet devlet bütçesinden karşılayacağının da altını çizmişti.

Mihrab 22 Temmuz 2002 tarihinde yıkıldı ve taş köprüsü aslî görüntüsünü kaybetti. O günden bugüne kadar, mihrab konusunda medyada epeyce tartışmalar yapıldı.

Bereketin tatlı aşı: Aşure

Hicri takvime göre Muharrem ayının onuncu günü Aşure Günü'dür. Muharrem ayı boyunca evlerde aşure pişirilmesi de adettendir. Bu yıl, geleneksel Aşure Günü 19 Ocak’a rastlıyor. Bu geleneği yaşatmak adına Bursa Osmangazi Belediyesi, Üsküp Çayır Belediyesi ve El Hilal ve Ensar Dernekleri bugün Murat Paşa camiisi önünde Aşure dağıttılar. Türk çarşısında Aşure’nin tadı ve lezzeti bir başka oldu. Usta ellerden hazırlanan Aşure’nin tadı camiinin önünde toplanan kalabalık sayıda vatandaşların damağında kaldı.

Aşure ismi verilen tatlının ortaya çıkışına dair bir inanış mevcuttur. Bu inanışa göre, İslam dininde inanılan peygamberlerden olan Nuh'un tufandan sonra Aşure Günü'nü kutlamak için geminin ambarında kalan erzakı karıştırıp bir tür tatlı yiyecek hazırlamıştır. İçinde birçok farklı malzemenin kullanıldığı ve bir gelenek olan bugün hâlâ Aşure Günü müslümanlarca yapılan aşure tatlısının böyle ortaya çıktığı öne sürülmektedir. Aşure Günü aşure pişirmek sadece bir gelenektir, dini bir önemi yoktur, bir ibadet değildir.

Friday, 18 January 2008

Kendi memesini emen inek

Kendi memesinden süt içen ineğin görüntüleri izleyenleri hayrete düşürdü. Uzmanlar bu durumun normal olduğunu belirtiyor, “İneğin verimliliği dört katına çıkar” diyorlar.

Gün geçmiyorki hayvanlar alemi ilginç görüntülerle karşımıza çıkmasın. Kendi memesinden süt içebilen ineğin görüntüsü görenleri şaşkına çeviriyor.

Uzmanların normal karşıladığı bu durumu bilim adamları faydalı buluyor ve “Kendi memesini emen ineğin verimliliği artar, günde 1 kez olan sağma sayısı 4 keze çıkabilir çünkü inek süt kaybına uğramaz” diyorlar.

Öte yandan kendisini emen ineğin görüntüleri YouTube’da yayınlandı ve video bir ayda 35 bin kişi tarafından izlendi.

Bu kadın ölürse, konuştuğu ana dili dünyada silinecek

Nepal'de Dura dilini konuşan son kişi olduğu tahmin edilen kadının da ölmesi halinde, dünyadaki dillerden biri daha eksilecek.

Nepalli dil bilimciler 82 yaşındaki Soma Devi ölmeden bu dili kayda geçirmek için kolları sıvadılar. Ancak Dura dili ve folklorunun zengin bir kaynağı olan yaşlı kadın yarı sağır, kör ve sağlığı kötü durumda.

Doktora çalışması çerçevesinde bu dilin 2300 kelimesini bir araya getiren Kedar Bilaş Nagila, yaşlı kadın ölürse Dura dilinin ebediyen ortadan kalkabileceğini söyledi. Nagila, Katmandu yakınlarındaki Duradanda köyünde yaşayan kadının bu dili konuştuğu tek kişi olan yakın köyden bir kadının da geçen ağustosta öldüğünü anlattı.

Soma Devi, artık arkadaşları ve ailesiyle Nepal veya Gurung dilinde konuşarak iletişim kuruyor. Nagila, Soma Devi'yi tedavi için Katmandu'ya götürmeyi ve Tibet-Burma dil ailesine ait bu dilin sözlüğünü ve gramerini hazırlamayı planlıyor.

Bazı dil uzmanlarına göre, her iki haftada bir, dünyadaki 6500 kadar dilden biri yok oluyor.

Makedonya'nın ilk başbakanı öldü

Bağımsız Makedonya Cumhuriyeti'nin ilk Başbakanı Nikola Klusev 81 yaşında öldü. Akademisyen Nikola Klusev, 1991-1992 yıllarındaki başbakanlığı döneminde, Makedonya Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilan etmiştti.

1927 yılında İştip'te doğan Klusev, ilköğrenimi doğduğu kentte tamamladıktan sonra 1953 yılında Belgrad'da ekonomi fakültesinden mezun oldu. 1964 yılında "Yatırım Kriterleri" konusunda doktora yapan Klusev, uzun yıllar Üsküp Ekonomi Fakültesinde profesör olarak görev yaptı.

Klusev, Makedonya Bilim-Sanat Akademisinin de üyesiydi. Makedonya Türk toplumuna özel duyarlılığı ve saygısıyla tanınan Klusev, Makedonya ile Türkiye arasında ilişkileri güçlendirmiş, Makedonya'nın en zor günlerinde Türkiye'den destek bulduğunu defalarca ifade etmişti.

Thursday, 17 January 2008

Makedonya, 140'tan fazla ülkeye yönelik vize işlemlerini sıkılaştıracak

Makedonya, AB yükümlülükleri doğrultusunda sınır kapılarının vize verme hakkını ortadan kaldırmayı planlıyor. 140'tan fazla ülkenin vatandaşları, yakında bir AB ülkesine girerken izledikleriyle aynı prosedürleri izlemek zorunda kalacaklar.

Makedonya 1 Şubat'tan itibaren, AB'ye üye olmak isteyen bir ülke olarak sahip olduğunu yükümlülükler çerçevesinde 140'tan fazla ülkenin vatandaşlarına vize uygulaması getirecek.

Yeni kurallara göre, ziyaretçilerin bir AB ülkesine girerken kullanılanla aynı prosedürleri kullanmaları gerekecek. Vize verme görevi sınır ofislerinden diplomatik temsilcilik dairelerine verilecek.

Makedon yetkililer, ziyaretçilere hamisi olan kişi veya kurumdan içinde bulundukları şartları ve planlanan ziyaretin amacını doğrulayan bir teminat mektubu veya davetiye gösterme şartı getirmeyi de planlıyorlar.

Dışişleri Bakanı Saşo Kokallanov Üsküp merkezli Koha gazetesi tarafından aktarılan sözlerinde, "Burada amaç, Avrupa standatlarını izlemektir. Çok acil durumlar dışında sınırlarda vize verme uygulamasının kaldırılması, AB'nin geçen yıl 75 bini aşan sınır ofislerinde verilmiş vize sayısını azaltmak için öne sürdüğü başlıca şartlardan biri" dedi.

Arnavut vatandaşlarının çoğu Makedonya'yı Kosova'ya ulaşmak için geçiş ülkesi olarak kullanıyor ve turistler bu ülkeyi Bulgaristan, Romanya, Türkiye ve doğudaki diğer ülkelere ulaşmak için kullanıyorlar. Bu ziyaretçilerin çoğunun bundan sonra Makedon büyükelçiliklerinden transit vize alması gerekecek. Makedonya'da okula gitmek veya derslere girmek isteyen öğrenciler veya meslek sahipleri de aynı prosedürü izlemek zorunda kalacaklar.

Arnavutluk medyası söz konusu tedbiri eleştirerek, bunu turistlere ve Makedonya'ya sıklıkla seyahat eden iş adamlarına yönelik kötü bir hizmet olarak nitelendirdi. Arnavutluk parlamentosunun dış politika komitesi başkanı Prec Zogay, kısıtlamaların "eski rejime doğru atılmış bir geri adım" olduğunu söyledi.

Arnavutluk dışişleri bakanlığından yapılan resmi basın açıklamasında, Arnavutluk ile Makedonya arasındaki vize rejiminin henüz müzakere safhasında olduğu belirtildi. Zogay, Üsküp ve Tiran'ın Aralık ayında giriş vizelerinin sınırda verilmeye devam edilmesini sağlama amaçlı görüşmeler başlattıklarını da ifade etti.

Yetkili, "Makedonya ile pek çok ortak noktamız bulunduğu için mevcut rejimi korumaya duyduğumuz ilgi devam ediyor. NATO ve AB üyeliğine ilişkin hedeflerimiz aynı ve müzakereler sürerken Makedonya'nın tek taraflı davranması garip olur." dedi.

Eski Yugoslav ülkelerinin bazıları zaten AB üyesi olduğu, diğerlerinin de Birlikle vize kolaylaştırma anlaşmaları olduğu için, bu ülkelere vize rejimi uygulanmayacak.

Buna ek olarak, Kosova vatandaşları ellerinde UNMIK tarafından verilmiş pasaportlar olduğu sürece vizeye ihtiyaç duymayacaklar. Ancak Kosova'nın bağımsızlığını kazanıp kendi pasaportlarını çıkarması halinde, bunlara da yeni bir vize rejimi uygulanacak.

Bu içerik SETimes.com için hazırlanmıştır.

Köpek gezdirerek ayda 6 bin dolar kazanıyor

ABD ve Avrupa ülkelerinde, evinde köpek besleyen ancak köpeklerini yürüyüşe çıkarmak için vakit bulamayanlara, köpekleri yürüyüşe çıkaran şirketler yardımcı oluyor.

Her yürüyüşün fiyatı 10 dolar. ABD’li Bill Duran, “5-6 tanesini birden yürüyüşe çıkarıyorum. Benim için de spor oluyor. Aylık kazancım artık 6 bin doları aştı” diyor.

Wednesday, 16 January 2008

Ev partisi çığrından çıkınca...

16 yaşındaki Corey Delaney ailesi tatildeyken internetten ev partisi vereceğini duyurdu, ancak partiye 500 kişi gelince ne yapacağını şaşırdı. Komşuların şikayeti üzerine davetliler polis ekipleri ve helikopterlerle dışarıya atıldı.

Avustralya’da, ailesinin tatile çıkmasını fırsat bilen 16 yaşında bir genç, evinde verdiği partinin davetini internet aracılığıyla yapınca, tam 500 kişiyi ağırlamak zorunda kaldı.

Bir süre sonra çığırından çıkan parti nedeniyle komşular polis çağırdı. Çevreye tam 18 bin dolarlık zarar verildi.

Kaçtığı hapishanenin duvarından düştü, mahkemeye verdi

Pişkinliğin bu kadarı! ABD’de, hapishaneden firar etmek isterken düşüp yaralanan mahkum, cezaevi yönetimine tazminat davası açtı.

Scott Gomez, Pueblo Cezaevi’nden 10 Ocak 2007’de uç uca eklediği çarşaflarla pencereden kaçmaya çalışırken 12 metreden yere çakılıp ağır yaralanmış ve bir aydan fazla hastanede yatmıştı.

Mahkum, bu olaydan bir yıl sonra cezaevi yönetimi aleyhinde tazminat davası açtı.

Tuesday, 15 January 2008

Bu piyano internete bağlanıyor

Radyonun keşfiyle gözden düşen piyanonun, yeni üretilen internet bağlantılı modeliyle tahtını geri alacağı belirtiliyor.

Yamaha'nın ürettiği Disklavier, yapısındaki DisklavierRadio servisiyle, abonelik ücreti karşılığında internet üzerinden radyo yayınlarına ulaşarak, müzik yayınlarını piyanoya uygun hale getiriyor.

DisklavierMusicStore adlı başka bir servis ise kullanıcıların müzik dosyalarını, piyanonun 80 GB büyüklüğündeki hafızasına kalıcı olarak kaydetmesine olanak sağlıyor.

Piyanonun kullanıcılarının, radyodan aldıkları ya da kaydettikleri müzikleri aletle birlikte çalarak öğrenebilecekleri ya da sadece kendi kendine çalan piyanoyu dinleyebilecekleri belirtiliyor.

Yamaha'nın Disklavier'inin, 35 bin dolara satışa sunulduğu kaydedildi.

Cezaevinden g-string ve mini etek çıktı

İngiltere’nin en korunaklı cezaevi Everthorpe’ta yapılan aramada bir hücrede, g-stringler, saten gecelikler, mini etekler, külotlu çoraplar, balo elbiseleri ve sutyenler bulundu.

Hırsızlık suçundan hapis yatan Hayes Arnott hücresinde bulunan eşyaları, "Transeksüel suçlulara satıyordum" diye anlattı.

Basın cezaevine kadın iç çamaşırı mağazası açılmış diye durumu şakaya aldı.

Monday, 14 January 2008

Motosiklete binen kurbağa!

Tayland'in turistik bölgesi Pattaya'da kurbağasıyla gösteri yapan Tongsai Bamroongtai, izleyenleri hayrete düşürüyor. "Cehennemin Meleği" anlamına gelen "Nong Oui" adındaki kurbağa minyatür motosiklete biniyor ve akrobatik denge hareketleri yapıyor.

Köpeklere patlamış mısırlı özel sinema!

Avusturya'nın başkenti Viyana'da 17 Ocak'tan itibaren köpekler için sinema günleri düzenlenecek. Araştırmaya göre Avusturya'daki 637 bin 500 köpek için yılda 687 milyon Euro harcandığı ortaya çıkmıştı.

Viyana'nın 95 yıllık en eski sinema salonu Admiral sinema, bütün köpekleri sinema izlemeye davet ediyor. Her ayın ilk Perşembe günü sinemaya gelen köpek sahipleri, köpekleri ile sinema salonuna girip sinema izleme imkânı bulacaklar.

Sinema önlerinde alışık olduğumuz patlamış mısır manzaraları ve içecek satışlarının yanında köpekler içinde özel kaselerde patlamış mısır ve içecek servisi yapılacak.

Ekonomik sıkıntılardan dolayı kapanması gündeme gelen Viyana'nın en eski sinema salonu Admiral, yine Viyana'da bulunan köpek sahipleri derneği tarafından maddi olarak desteklendi.

Admiral sineması yetkilileri, bu iyiliğin altında kalmayıp köpek sahipleri için her ayın ilk Perşembe gününü 'köpek günü´ ilan ederek köpeklere de sinema keyfi yaşatmayı kararlaştırdı.

Öte yandan, geçtiğimiz aylarda Euromonitor firmasının yaptığı araştırmada çıkan sonuçlar Avusturyalıların köpeğe olan düşkünlüğünü ortaya çıkarmıştı.

Araştırma sonucuna göre Avusturya'daki 637 bin 500 köpek için yılda 687 milyon Euro harcandığı ortaya çıkmıştı.

Ayrıca Avusturya'daki belediyelerden fotoğraflı, mühürlü, kaşeli kimliğe sahip olan köpekler için yılda 100 milyon Euro'nun üzerinde mama parası veriliyor.

Sunday, 13 January 2008

Doktor, karısını ilaçla bayıltarak böbreğini sattı

Mısırlı bir kadın, böbreğini çalarak kara borsada sattığı iddiasıyla kocası aleyhine dava açtı.

Verda Muhammed el-Benna, kocası Said Hilmi'nin planlı olarak yaptığı motosiklet kazasının ardından kendisini hastaneye kaldırdığını ve böbreğini aldırdığını söyledi.

El Vafd gazetesinde yayınlanan habere göre, el-Benna, kocasının kendisine içinde uyku ilacı olan bir bardak portakal suyu içirdiğini ve akrabalarına haber vermeye gideceğini söylediğini belirtti.

Daha sonra kendinden geçtiğini ifade eden kadın, uyandığında kendini özel bir hastanede bulduğunu söyledi.

El-Benna, "Hastaneden ayrıldıktan sonra vücudumdaki dikiş izlerini gördüm. Ancak kocam bunu, kazadan sonra ameliyat olduğum şeklinde açıkladı.

Fakat birkaç gün sonra ağrı ve halsizlik nedeniyle doktora gittiğimde bir böbreğimin olmadığı ortaya çıktı" dedi.

El-Benna, kocasının, böbreğini karaborsada 15 bin Mısır sterlinine (yaklaşık 2 bin 750 dolar) sattığını ileri sürdü.

Eurovision adayları belli, yarışma baştan şüpheli

Sırbistan'ın başkenti Belgrad'ta düzenlenecek olan 2008 Eurovision Şarkı Yarışması'nda ülkemizi temsil edecek olan şarkı 23 Şubat’ta belli olacak. Yarışma “Üsküp Festivali” adını taşıyacak. Seçilen isim yarışma ile ilgili düzenlenen ilk basın toplantısında tepkilere neden oldu.

Neden “Üsküp Festivali” sorularını yanıtlayan Sanat Müdürü Valentino Skenderovski, isimle sadece eski yıllara dayanan bir geleneğin yaşatılması amaçlandığını vurguladı. Üsküp Fuarında düzenlenecek olan yarışmaya 21 kompozisyon katılacak. Şarkılardan 15.şi jüri üyelerinden seçilirken, 6 şarkı ek olarak yarışmaya eklenmiş bulunuyor. Jüri dışından eklenen 6 şarkı yarışmaya şüphe ile bakılmasına neden oldu. Festival temsilcileri ek olarak eklenen 6 şarkının kaliteli oluşu ve sadece yarışmanın zenginleşmesi için seçilmiş bulunduklarını kaydettiler.

Şarkıların seçimi esnasında baskılar yapıldımı sorusunu yanıtlayan Sanat Müdürü Skenderovski kısaca “hayır, hiçbir baskı yapılmadı” diye konuştu. Oylamanın tamamının nasıl yapılacağı henüz belli değil. Kesin olan sadece telefon oylaması. Eurovision yarışmasının Avrupai bir televizyon şovuna dönüştürülmesi hedefleniyor.

Eski yarışmalarda yapılan tartışmaları ve ilk basın toplantısında ortaya atılan itirazları göz ününde bulundurursak Makedonya’yı yine şüpheli bir yarışma sonuçları bekliyor.

Geçen yıl Helsinki'de düzenlenen Eurovision yarışmasında Makedonya'yı "Benim Dünyam" şarkısıyla Karolina Goçeva temsil etmişti.


Saturday, 12 January 2008

Güvercin pisliğine bastı, zengin oldu

ABD'nin New York kentinde, güvercin pisliğine basıp düşerek yaralanan kapıcı, 6 milyon dolar tazminat kazandı.

New York Post gazetesinin haberine göre, 1998 yılında metroya girerken güvercin pisliğine basıp yuvarlanan ve merdivenlerden düşerek boynunu ve burnunu kıran 56 yaşındaki kapıcı Shelton Stewart, tazminat davasında haklı bulundu. Kapıcıya önce 7,67 milyon dolar tazminat ödenmesine karar veren mahkeme, önündeki pislikten sakınmadığı için yüzde 20 oranında kusurlu bulduğu kapıcıya 6 milyon dolar ödenmesine hükmetti.

Tazminat kazanan kapıcı, bu parayla ev alacağını ve kızlarıyla torununu Florida'ya eğlence parkına götüreceğini söyledi.

Sonradan görme insanlar geliyor

Almanya'da Stuttgart'ta görülen bu sıradışı Rolls-Royce, İngiliz imalatçısı Mutec firmasının bir tasarımı ve Ortadoğu'da kraliyet soyundan gelen bir müşterinin talebi üzerine yapılmış; Brunei'nin kraliyet prensinin düğün arabası.

Mutec'in satış idarecisi Ian Grayson diyor ki; "Bizim müşterilerimiz asilzadeler, başarılı iş adamları ve açıkça söylemek gerekirse sonradan görme zengin insanlar"

"Ortadoğu'da kraliyet soyundan gelen bir müşterimizin isteği üzerine bu Rolls-Royce'u dizayn ettik. Onların geleneklerine göre; hizmetçileri onlarla aynı seviyede oturamaz. Bunun için onlar aşada olmak zorunda, biz de bunu göz önüne alarak arkaya fazladan bir yer yaratmak istedik"

"Bundan önce de The Beatles'lardan John Lennon'un Rolls-Royce/Phantom modeli arabası için çok iyi bir ses sistemi, televizyon, buzdolabı, telefon ve arka tarafa çift kişilik yatağa dönüşebilen bir koltuk yapmıştık."

Kızılderililerden müzik ziyafeti

"Derinin rengi insanları farklı kılmaz. İyi iyidir, kötü kötüdür. Büyük yaratıcı hepimizi kardeş olarak yaratmıştır."

Beyaz Kalkan
(Arıkara kabilesi)

Western filmlerinde gördüm kızılderilileri ilk kez. Beyaz adam tarafından çekilen filmlerde, atların üzerinde, garip giysileriyle, posta arabalarını soyan, medeniyetten yoksun, kafa derisi yüzen, hırsızlık yapan, çocukları kaçıran, vahşi insanlar olarak tanıtıldılar yıllarca. Oysa, günümüz insanı yeni keifediyor Kızılderili kültürünün zenginliğini. Kızılderililerin, toprağa, çevreye, insana bakışları, günümüzün yozlaşan hayatında tek ve en son çözüm yolu olarak kabul ediliyor artık.

Onları bugün Başkent Üsküp’te görme fırsatı yakaladım. Eski western filmlerini hatırladım. Kent meydanına gelen iki kızlıdereli kendilerine özgün müzik ve giyim tarzıyla vatandaşlardan büyük ilgi gördüler.

Friday, 11 January 2008

Üzerinden tren geçti, yaşıyor

Avustralya'da rayların arasında kıvrılıp uyuyan delikanlının üzerinden tren geçti, genç adama bir şey olmadı.

Güvenlik yetkililerinin açıklamasına göre, güneydeki Port Augusta bölgesinde 20 yaşındaki genç, dün sabahın alacasında rayların arasına yatıp uyudu. Tren yolunda yatan genci farkeden makinist demir yığınını durduramadı ve tren gencin üzerinden geçip gitti.

Genç adam tren geçtikten sonra birkaç sıyrıkla ayağa kalktı. Bir demiryolu yetkilisi, delikanlının kurtulmasının mucize gibi bir şey olduğunu ve raylar arasındaki yatış şeklinin genci kurtardığını belirtti.

Mucizevi şekilde kurtulan genç adam, bugün taburcu olacak.

Thursday, 10 January 2008

Kıyamet kopacak diye, 2 aydır mağaradalar

Rusya'nın Penza bölgesinde Mayıs 2008'de kıyametin kopacağı gerekçesi ile iki aydır mağarada yaşamaya başlayan 35 kişilik sapık tarikat üyeleri eksi 20'lere varan dondurucu kış şartlarına rağmen mağaradan çıkmayı reddediyor.

Grupla temasa geçen yetkililer dördü çocuktan oluşan grubun sağlık durumunun iyi olduğunu, durumda herhangi bir değişiklik olmadığını belirtiyor. Görgü tanıkları dışarıya çıkan dumandan anlaşıldığına göre mağaranın içerde yakılan ateşle ısıtıldığını kaydediyor. Örgüt üyeleri kendilerine herhangi bir müdahale olması durumunda mağarayı ateşe verecekleri konusundaki tehditlerine devam ediyor.

Örgüt lideri Piotr Kuznetsov, "şiddet içeren tarikat kurma" suçundan gözaltında ve psikiyatristlerin gözetiminde tutuluyor. Çalışmayı ve para kullanmayı reddeden tarikat üyelerinden televizyon seyretmeleri de istenmiyor. İki aydır Rusya'nın gündeminde yer alan olayla ilgili yetkililerin müdahale etme planları olmadığı kaydediliyor.

Sokak sokak eş arıyor

Çin'in Fucien eyaleti Fucou kentinde 49 yaşındaki dul bir kadın sokaklarda şarkı söyleyerek kendisine eş arıyor.

Aslen Cilin eyaletinden gelen ve soyadı ‘Fan’ olan kadın, ’Temiz yürekli bir kadın olarak ben bir koca istiyorum’ sözleri bulunan şarkıyı sokaklarda söyleyerek dolaşmasıyla ilgi çekti.

Etrafında toplanan kalabalığa kocasından ayrıldıktan sonra birçok işte çalışarak kızını tek başına büyüttüğünü söyleyen Fan, şarkısının içinde, kızının tek başına kendine bakabilecek yaşa geldiğini ve artık kendisine bir koca bulmak istediğini de söyledi.

Wednesday, 9 January 2008

Oturulacak ve yakılacak banklar

Ne bir protesto, ne de bir gösteri var. Buna benzer istenilmeyen olaylarda parktaki bankların ve sokaktaki konteynerlerin yakılmasına bir çok defa tanık olduk.

Bu kez protesto falan filan yok. İşten eve dönerken nedenini anlamakta hala güçlük çektiğim ve gözlerimle hala inanamadığım bir vakayla karşı karşıya geldim.

Birkaç yıl önce yeniden düzenlenen Çair belediyesinin merkezi parkındaki bir bank yakılarak basketbol sahasının ortasında bırakılmış. Fazla yoruma gerek yok, aşağıdaki fotoğraf her şeyi ifade ediyor.

Benim bildiğim Parkın içinde oturulacak banklar var. Meğerse yakılacak banklar da varmış.


Çikolatayla araba çalıştırdılar!

İki İngiliz çevreci-maceracı, ''çikolata'' ile çalışan kamyonlarıyla Batı Afrika ülkesi Mali'nin Timbuktu kentine ulaşmayı başardı.

İngiliz basınında çıkan haberlere göre, Andy Pag ve John Grimshaw, 80 bin paket çikolataya bedel 4 ton kakao atığı yağdan elde ettikleri 2 ton biyodizel yakıtla bir ayda 7 bin 250 km yol kat ettiler.
Dünyanın ilk sıfır karbon salımlı yolculuğunu yapan maceracı İngilizler, üstünde iki arazi aracı yüklü 1989 model Ford İveco marka kamyonlarında geri dönüş için çöl yabani bitkilerinden elde ettikleri biyodizel yakıtını kullanmayı planlıyorlar.
Londra yakınlarındaki Surrey kentinden 34 yaşındaki Pag, bir sonraki projesinin her türlü evsel ve sanayi atığından üretilen yakıtla çalışacak tek motorlu bir planörle Çin'e kadar gitmek olduğunu belirterek, "Ama önce uçmayı öğrenmem gerek" dedi.

Tuesday, 8 January 2008

Hayvanlarla konuşan mucize çocuk

Rose 4 yaşında. Ne anne, ne de baba dedi ama atlarla, ineklerle konuşabiliyor.

İngiltere dört yaşındaki Rose Willcoks’u konuşuyor. Genetik bir hastalıkla doğan küçük kız ‘Anne’ bile diyemezken hayvanlarla kurduğu iletişim görenleri şaşırtıyor.

Daily Mail gazetesinin haberine göre dört yaşındaki küçük kızın ağzından henüz ‘Anne’ ya da ‘Baba’ sözü bile çıkmadı. Bir yaşından bu yana sadece hayvanlarla konuşan Rose, vaktinin çoğunu çiftlikte inekler, atlar, yunuslar ve kuzularla konuşarak geçiriyor.

Hertfordshire’da ikamet eden Rose’un ailesi kızlarının hayvanlarla konuşurken onların çıkardığı sesleri taklit ettiğini ve yanıt aldığını açıklıyor.

Rose’un annesi Esme, ‘Kızımın inek ve atlarla diyalog kurması beni her zaman çok şaşırtıyor. Çünkü hayvanlar da ona aynı tonda sesler çıkararak karşılık veriyor’ dedi. Rose incelenmek için ABD’ye götürülecek.

Makedonyada bir hafta: Uzun bir otobüs yolculuğu

Balkanlar, oldum olası hüzünlü rüzgârlar estirir içimde. Güzelliklerle acıları harmanlayan bir rüzgâr… Bir yanda fetihler, doruğa çıkmış bir uygarlığın hatıraları, olabildiğince inceltilmiş hayatlar, türkülere sinmiş derin aşklar, bizi bize akıta akıta bir parçamız olmuş ırmaklar, sarp dağlar, derin vadiler; beri yanda savaş, kıyım, kıtlık, büyük muhaceret, harap edilen ata yadigârı eserler, yitirilmiş güzellikler… Yahya Kemal'in mısraları, hislerimizin tercümanı: “Hicretlerin bâkiyesi hicranlı duygular, / Mahzun hudutların ötesinden akan sular…”

Filmler, kitaplar, oralarda yaşamışlardan akseden hatıralar… Belki bundan dolayı, bir vakitler oralarda yaşamışım gibi hissettim hep kendimi. Ve hep özledim oraları.


Makedonya'daki dostların ısrarlı daveti ve oralarda (Kalkandelen'de) doğmuş, yedi sekiz aylıkken Türkiye'ye gelmiş ama bir daha doğduğu yeri görme fırsatı bulamamış eşimin depreşen sıla hasreti, Makedonya yolculuğumuza vesile oldu.


Yağmurlu bir akşam üzeri (31 Ekim 2005), İstanbul-Esenler Otogarı'ndan başladı yolculuğumuz. Otobüsteki ilk saatimiz sıkıntılı geçti. Bayram nedeniyle fazla yolcu vardı, araya konmuş plastik taburelerde oturmak zorunda kaldı kimileri.

Yolcuların çoğu sigara içiyordu. Sigaraları söndürtmek için epey mücadele ettik. Ama çok geçmeden şoförlerle, yanımızdaki, arkamızdaki yolcularla sıcacık bir sohbet başladı. Meraklarımızı giderecek, gideceğimiz yerlerle ilgili ön bilgilerimizi test edecek sorular sorma fırsatı bulduk. Sıcakkanlı, hoşsohbet, atak Üsküplü şoför Hacı Arif (Ona herkes “Hacı” diye sesleniyor.); Eskişehir'de okuyan, pırıl pırıl bir Türkçeyle konuşan sevecen genç Emre; Prizrenli kibar karı koca, Aliye Hanım ve Müfit Bey, uzun otobüs yolculuğumuzun verimli, zevkli geçmesini sağlıyorlar.


Prizrenli dostlar, ısrarla Kosova'ya da geçmemizi, Prizren'i mutlaka görmemizi öneriyorlar. Prizren'deki şair, ressam dostlarımız Osman ve Ethem Baymak kardeşleri, Zeynel Beksaç'ı tanıyor, onlara yakın oturuyorlarmış. Israrlı davet üzerine, vaktimiz kalırsa gideceğimizi vaat ediyoruz.


Bütün gece Bulgaristan sınırları içinde yol alıyoruz. Büyüklü küçüklü yerleşim yerlerinden geçiyoruz. Gece olduğu için fazla bir şey göremiyoruz. Yol boyundaki ağaçlar dikkatimi çekiyor bir süre. Kosova Restoran diye bir yerde yemek molası veriliyor. Yemek listesi Bulgarca olduğu halde anlamakta zorluk çekmiyoruz. Bizim yemekler… Şiş, mercimek, lahmacun gibi kelimeleri ses değişikliklerine rağmen anlıyoruz. Sahur niyetine birer kâse mercimek çorbası içiyoruz.


Sabahın ilk ışıklarıyla Makedonya'ya giriyoruz...

Makedonya'nın yüzölçümü 25.000 kilometre kare imiş. Sınırdan girer girmez, muhayyilemizdeki gibi, bu yüzölçümün büyük bir kısmının sarp dağlarla, derin vadilerle kaplı olduğunu görüyoruz. Sonbaharın bin bir renge bürüdüğü dağlar arasından süzülerek, dereleri, dizi dizi kavakları gâh solumuza gâh sağımıza alarak iki saatte Üsküp'e varıyoruz.


Sınırlardaki beklemeleri saymazsak, yolculuğumuz buraya kadar iyi geçti. Özellikle Bulgar ve Makedonya gümrüklerindeki aleni rüşvet istemeleri / almaları yadırgıyoruz. İstanbul'dan Makedonya'ya, Kosova'ya günde on otobüs kalkıyormuş. Makedonya'da yaşayanların büyük bir kısmı alışverişlerini İstanbul'dan yapıyor. Bayram üzeri de olduğu için otobüste ağır yük vardı. Özellikle şoförler bu konuda uzmanlaşmış. Türkiye'den giyim ve bazı yiyecek maddeleri ile otobüste taşınabilecek sair maddeler götürüyor; oradan sigara ve depolarının aldığı kadar mazot getiriyor, böylece küçük çapta bir ticaret yapıyorlar. Gümrüklerdeki sorunları halletmede de beceri sahibi olmuşlar.


“Kaybolan Şehir”

Ovada kurulmuş Üsküp'ü görür görmez Yahya Kemal geliyor yadıma. Ve “kaybolan Şehir” şiiri. Doğduğu, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği bu şehre dair duygularını ihtiva eden “Kaybolan Şehir”, üzerimde derin etkiler bırakan şiirlerdendir. Mırıldanıyorum:

Üsküp ki Yıldırım Bayezid Han diyarıdır.

Evlâd-ı Fatihân'a onun yadigârıdır.”

Şehrin yanı başındaki Şar Dağı'na bakıyorum: sisler içinde, bir rüya gibi…

Üsküp ki Şar Dağı'ında devamıydı Bursa'nın.

Bir lâle bahçesiydi dökülmüş temiz kanın.

Makedonya'nın nüfusu iki milyonu biraz geçkin. Bunun beş yüz bin kadarının Üsküp'te yaşadığını otobüsteki sohbetlerde öğreniyoruz. Nüfusun büyük çoğunluğu Makedon. Hemen Osmanlı'nın izlerini arıyor gözlerim. Ama ne yazık ki Osmanlı kültür kimliğinin önemli unsurları, şehrin silueti içinde varlıklarını pek öne çıkaramıyorlar. Yahya Kemal bahsettiğim şiirinde “Firûze kubbelerle bizim şehrimizdi o; / yalnız bizimdi, çehre ve ruhiyle biz'di o.” diyor ya, farkındaysanız geçmiş zaman kipi kullanıyor. Firûze kubbeler şehre hakim değil artık.


Kaleyi görüyorum önce. Şehre tepeden bakıyor. Taş Köprü'yü görüyorum derken. Şehri ikiye bölen Vardar nehri üzerinde, biraz uzaktan, dimdik gibi duruyor. “Gibi” diyorum, zira yakından bakınca tahribattan onun da nasibini aldığını görüyoruz.


Buradaki Müslümanlar, özellikle Türkler, şehrin sembolü olan köprüye reva görülenlerden şikayetçidirler. Kaynaklarda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü diye anılan ve Mimar Sinan tarafından yapılan köprü, yıllara meydan okuyarak günümüze kadar gelmiş.


Ancak Makedonlar, etnik taassupla birçok eser gibi onu da asli karakterinden uzaklaştırmak için ellerinden geleni yapmış. Onarım gerekçeleriyle iki kitabesi de yok edilmiş. Mihrabı, kaza sonucu, denilerek yıkılmış. Türkiye'nin köprüyü aslına uygun şekilde onarma çabalarına da engel olunuyormuş. İşin vahim tarafı, köprü, ilmi kriterlere uyulmadan restore edilerek bir Roma eseri hüviyetine büründürülmek isteniyormuş. Adının da Jüstinyen Köprüsü olarak değiştirilmesi için gayret sarf ediliyormuş. Ülkedeki Müslümanların bu husustaki tepkilerinin sonuç getirmesini diliyoruz.


Taş Köprü, şehrin güneyindeki, Müslümanların oturduğu “Eski Üsküp” ile kuzeyindeki, daha çok varlıklı Makedonların oturduğu “Yeni Üsküp”ü birbirine bağlıyor. Eski Üsküp, daha bakımsız ama mütevazı, kimlikli… Yeni Üsküp ise yüksek apartmanlar, alışveriş ve eğlence merkezleri ve lüks otelleriyle dikkat çekiyor. Her ülkede benzerleri olan bir yerleşim yeri… Geçmişi, bu yönüyle de şimdiye bağlayan bir eser, Taş Köprü.


Vardar'ın üstünde Taş Köprü'den başka iki modern köprü daha var. Okuduğum kitaplardan, eskiden bu nehirde gemilerin geçtiğini hatırlıyorum. Ama şimdi suyu öyle çok fazla değil. Yine de nispeten temiz sularıyla nazlı nazlı akıyor.


Üsküp'te Kale ve Taş Köprü'den başka görülmesi gereken çok eser var: Yahya Paşa Camii, İsa Bey Camii, Mustafa Paşa Camii, Murat Paşa Camii, Saat Kulesi, Kapan Hanı, Sulu Han, Davut Paşa Hamamı, Eski Çarşı… Çoğu 15. yüzyılda yapılmış. Bu eserlerin bazılarına bakıp geçmek zorunda kalıyor, tekrar gelip onları daha detaylı incelemeyi umuyoruz.


Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde, Makedonya'nın da içinde bulunduğu coğrafyada yedi bine yakın Osmanlı mimari eserinden söz ediliyor. Zamanla bazıları ihmalkârlıktan, bazıları kasıtlı olarak yok edilmiş. 1963 depreminde de Üsküp'teki bazı eserlerin zarar gördüğünü biliyoruz. Onarımların çoğu özensizce yapılmış. Ama buna rağmen kimliklerini koruyorlar.


Füruzan'ın “İşte Bizim Rumeli”sinden, Üsküp'teki tarihi eserlerle ilgili bir iki cümle not etmiştim: “Bu yapıların ayakta kalabilenleri de gelişmiş bir uygarlığın kesin kanıtları. Bir imparatorluğun salt çalakılıç kurulamayacağını yeniden hatırlatıyor bize. Akıl ve izânın olmadığı yerde sanat olmaz, çünkü...” Bu düşüncelere katılmamak mümkün mü?


Üsküp'te sonbaharı derinden hissediyorum. Yol boylarındaki ağaçlardan dökülmüş yapraklar, kaldırımlara hoş bir görüntü veriyor. Üsküp'e gelmeden uğradığımız Kumanova'da da aynı manzara vardı. İmkânsızlıktan mı bilmiyorum, yapraklar toplanmıyor. Bu da doğrusu, benim çok hoşuma gitti. “Çınarlardan el almış” yapraklara bakarak Bakî'yi yad ediyorum. Ve Yahya Kemal'i tabii ki yine. Dudaklarımda “Hazan Gazeli”nin ilk beyti:

Hazan ki durmadan evrakı sû-be-sû dökülür

Hazinesinden eteklerle reng ü bû dökülür

Bir zamanlar bizimken kaybettiğimiz bir coğrafyada, ata yadigârı eserlerin kalıntıları arasında dolaşmanın ve tarihle şimdiyi karşılaştırmanın ruhuma üflediği hüzünle, şehrin her köşesine damgasını vuran bu sarı kızıl sonbaharın uyandırdığı hüzün birbirine karışıyor. İki inkıraz halhamur oluyor içimde: baharın inkırazı ve ulu bir uygarlığın inkırazı.


Fazla oyalanmadan Kalkandelen'e ( Tetova) hareket etmemiz gerekiyor. Orada bizi bekleyenler var çünkü. Esas konaklama yerimiz orası. Eşim orayı ve akrabalarını merak ediyor.


Otobüsümüz Kalkandelen'e doğru yol alırken, Bizi sarmış olan hüzün daha bir yoğunlaşıyor. Melihat Gülses, kadife sesiyle Üsküp sevda türküsünü söyleyip duruyor, içimde:


Üsküp'ün içinde kumaş biçerler

Sevdadan gayrısı dar gelir bana

Ellerin zoruyla yardan geçerler

Ben yarim bırakmam, zor gelir bana

A. Vahap AKBAŞ www.ayvakti.net

İki katlı otobüs tekrar Üsküp caddelerini canlandıracak

Şehiriçi otobüs şirketinin 60.cı yıldönümü dolayısyla yenilenmiş olan iki katlı eski ingiliz “Leyland” otobüsleri 17 Ocak tarihinde başkent Üsküp sokaklarında tarihi bir hava estirecek.

Eski iki katlı otobüsle Üsküp’lülere eski anıları yaşatmak ve başkent sokaklarına çekiciliğin verilmesi amaçlanıyor.

39 yaşında olan iki katlı otobüs anaokul çocuklarının yanı sıra ilkokul öğrencileri için kullanılması düşünülüyor.

Otobüsün ismi “Bambi yada Kinder bus” olması bekleniyor.

Otobüsün dış görüntüsü eski Üsküp resimleri ile kaplanırken iç dekorasyonu ise çizgi film kahramanlarından oluşacak.

Otobüsü turistik acenteler de kiralayabilecek. Böylece Üsküp’ün ziyaretine gelecek olan turistler başkentin kültürel ve tarihi yerlerini iki katlı “Bambı bus’la” gezme fırsatı yakalayacak.

Ölümcül yollar

Bu yollarda direksiyon sallamak yürek ister. İşte her yıl binlerce can alan 'dünyanın en ölümcül' yolları.

Bu yolardan geçmek için cesaret yeter mi? Yanlış bir adım, anlık bir hata, ölümle burun buruna gelmek için yeterli. Yine de bu riski göze alanlar yok değil.

Bolivya'nın And Dağları'nda yer alan ölüm yolu Inter-Amerikan Kalkınma Bankası tarafından 'en tehlikeli yol' seçildi.

Katil inek gözaltında

Ana yolda durarak altı kişinin ölümüne sebep olan inek gözaltına alındı. Kamboçya'da, ana yolda durarak 6 kişinin ölümüyle sonuçlanan birçok trafik kazasına neden olduğu belirtilen bir inek "gözaltına" alındı. Polis, ineği daha önce de 4 kez uyarmış!

Kamboçya polisinden Pin Doman, beyaz renkte 1,5 metre uzunluğundaki ineğin, pazartesi gecesi ana yolun ortasında durarak kazaya sebebiyet verdiğini, ineğe çarpan araçta bulunan 66 yaşındaki bir kişinin öldüğünü söyledi.

Aynı ineğin bu yıl içinde başka kazalara ve 5 kişinin ölümüne, muhtelif yaralanmalara neden olduğunu belirten Doman, ineğin karakola götürüldüğünü anlattı.

Polis, daha önce 4 kez uyarılan ineğin sahibinin de hayvanların neden olduğu kazalardan sahiplerini sorumlu tutan trafik yasasına göre 6 ay hapis cezası alabileceğini kaydetti.

Monday, 7 January 2008

Ormanda dehşet!

Turistler uyarıldıkları halde fotoğraf çekti. Goril flaştan rahatsız oldu. Ve...

Ruanda’ya giden turist grubu ünlü King Kong filmindeki gibi bir saldırıya bire bir şahit oldu. Turistler uyarıldıkları halde fotoğraf çekti.

190 kiloluk goril flaştan rahatsız olunca saldırdı.

İki metrelik goril fotoğraf çeken turistlerden birini acımasızca çalıların arkasına sürükledi.

Korucular olaya son anda müdahale ederek gorili sopalarla kaçırdı. Turist hafif yaralı kurtuldu.

Herkezin bir ikizi var....

Herkesin bir ikizi vardır derler. Acaba sizin ikiziniz de bir ünlü olabilir mi? Facedouble sitesine resminizi yükleyin ve hangi ünlüye benziyorsunuz bakın, çok eğleneceksiniz.

Denedim. Ünlüler dünyasından dokuz kişi ile benzerliğim var. Facedouble'nin kısaca yaptığı "araştırmaya" göre en çok hiç tanımadığım Narciso Rodrigues adında bir American Fashion designere benziyorum.

Listede övünmek gibi olmasın iki ünlü oyuncu da var...

Tembeller, bu haberi çok sevecek!

İnsanları tatil ve izin döneminde tembellik ile bunun karşıtı olan aşırı çalışma konusunda düşündürmeyi ve belki de arada bir denge kurmayı amaçlayan müzenin ilk etkinliğinde, televizyon önüne yerleştirilen kanepeler, hamaklar ve yataklar ile çalışmaktan kaytarmakla ilgili her türlü obje yer aldı.

Bogota valiliğinin sponsorluğunda açılan ve büyük ilgi gören müzenin ziyaretçileri, bir hafta sürecek etkinlik sırasında tembelliklerini doya doya yaşama olanağı bulacak. Trafik, hava kirliliği, hızlı kent yaşamı ve iş baskısından kurtulmak için ideal etkinlik olarak tanımlanan müzenin küratörü Marcela Arrieta, "Her zaman çalışmanın düşmanı olarak gördüğümüz tembelliği keşfetmek ve insanları şekerleme yaparken, işsiz güçsüz otururken veya zaman öldürürken sosyal konularda düşündürmek istedik. Böylece kendimize de bu soruları soralım istedik" diye konuştu.

Kocaman insanlar

Al Tomaini'nin boyu 2 metre ve 55 santim imiş. 1912 de doğmuş, 1962 de rahmetli olmuş, 162 kilogram çekiyormuş. Bütün hayatını bir sirkte geçirmiş. 1936 yılında Şikago'da bir gösteride iken sadece 76 santim boyundaki Jeanie isimli bir kıza aşık olmuş ve evlenmişler, ve hayatlarının sonuna kadar mutlu mesut yaşamışlar.

Big Gust isimli arkadaş ise 2 metre 28 santim imiş.

Henry Hite kardeşimiz 2 metre 48 santim imiş. 1915 de Melekler şehrinde doğmuş 1972 de hak'kın rahmetine kavuşmuş, bir kaç sinema filminde oynamış, ve bu kardeşimiz de maalesef boyu buyuna posu posuna uygun bi hayat arkadaşı bulamamış.

Bay Hugo, 2 metre 48 santimlik bir boya sahipmiş.

Bay Robert Wadlow, 2 metre 78 santim imiş. 1918 de doğup, 1940 da vefat etmiş. Guinness World Records isimli kitapta en uzun boylu kişi olarak kayıtlıymış.

Sunday, 6 January 2008

Ölüm Şarkısı !!! Gloomy Sunday (Sıkıntılı Pazar)

Bu şarkı 1932'nin Aralık ayında Paris'te yağmurlu bir pazar günü besteci Reszo Seress tarafından, kız arkadaşı nişanı attığı gün yazılmıştır. Bunalım geçiren Seress, kafasının içinde ona tamamen yabancı hüzünlü bir müzik çalarken bu Pazar gününün ne kadar sıkıntılı olduğunu anlatıyordu. Bu beklenmeyen olayın şoku içerisindeki Seressmüziği kaydedip ona "Sıkıntılı Pazar" adını verdi. Yazdığı sözler, sevgilisi yeni ölmüş bir adamın sevgilisiyle tekrar buluşmak için intiharı düşündüğüne dair trajik hikayesini anlatıyordu...

Seress'in başvurduğu ilk yayıncılar "Sıkıntılı Pazar" ı fazla melankolik olduğunu söyleyerek reddetti. Bunlardan biri, insanlar bunu dinlemezse daha iyi olacağını bile düşündü...

Bu görüş bir kehanet niteliği taşıyordu çünkü şarkı yayınlandığında şarkının hüzünlü tansiyonunun insanları intihara ittiği fikri yaygınlaştı...

İlk olay 1933 yılında, Budapeşte'de bir kafede oturan bir genç gruptan bu şarkıyı çalmalarını istediğinde gerçekleşti. Grup şarkıyı çaldıktan sonra bu genç eve gidip kendini vurdu. Bu olaylardan birinde de Londra'da bu şarkının yankılandığı bir dairenin kapısını kırarlar ve içeriye girdiklerinde dairenin sahibi kadını aşırı doz uyuşturucudanölmüş bir halde yatar bulurlar ve gramofon sürekli "Sıkıntılı Pazar" ı çalmaktadır...

1930'ların sonlarında "Sıkıntılı Pazar" halktan öylesine bir tepki aldı ki Macar hükümeti şarkının çalınmamasını istedi. BBC de dahil olmak üzere birçok radyo istasyonu şarkıyı yasaklamayı düşündü (ABD'de birçok radyo istasyonu şarkının çalınmasını yasakladı) ve intiharları bu şarkıyla ilişkilendirilen 200'den fazla kurbanın ailesi onu yasaklama konusunda ısrarcı oldu...

Belki de "Sıkıntılı Pazar"la bağlantılı en kederli olaylar onun yaratımından sorumlu olan iki kişinin başına gelmiştir. Bestecisi Reszo Seress 1968'te bir daha çok tutulan bir şarkı yazamadığını itiraf ettikten sonra bir binanın tepesinden atlayarak intihar etmiştir. Onu yıllar önce bırakan kıza gelirsek, o da nehrin kıyısında yanında üzerine "Sıkıntılı Pazar" yazılı bir kağıtla bulunmuştur...



Sunday is gloomy My hours are slumberless
Pazar günleri kasvetli, saatlerim uykusuz
Dearest the shadows I live with are numberless
Sevgilim, birlikte yaşadığım gölgeler sayısız
Little white flowers Will never awaken you
Ufak beyaz çiçekler, seni asla uyandırmaz
Not where the black coach Of sorrow has taken you
Özellikle siyah aracın seni götürdüğü yerde
Angels have no thought Of ever returning you
Meleklerin seni geri vermeye niyetleri yok
Would they be angry If I thought of joining you
Sana katılmak istemekle onları kızdırmış olur muyum?

Gloomy sunday
Kasvetli Pazar

Sunday is gloomy With shadows I spend it all
Kasvetli Pazar; gölgelerde geçiriyorum hep
My heart and I have decided To end it all
Yüreğim ve ben her şeyi noktalamaya karar verdik
Soon there’ll be flowers and prayers That are said I know
Yakında mumlar ve dualar olacak, üzücü biliyorum
Death is no dream For in death I’m caressin’ you
Ölüm bir rüya değil, ki onunla ben seni seveceğim
With the last breath of my soulI’ll be blessin’ you
Ruhumdaki en son nefesimle seni kutsuyor olacağım

Yaratıcılık dediğin....

Yaratıcı olma durumu, ihtiyac hallerinde kendini ortaya çıkarır. Bir kişi, yaratıcı yönünü, çözmesi gerektiği problemler karşısında farketmeye başlar. Yaratıcılığın kapasitesi problemin büyüklüğüyle orantılı değildir. Bilgiyi ve hayal gücünü doğru değerlendirme sonucu bir keşiftir yaratıcılık.







Doyran gölü buz tuttu

Makedonya’yı birkaç gündür esir alan soğuk hava dalgası ve rüzgarın azalması nedeniyle Doyran Gölü buz tutmasına neden oldu.

Gölde balıkçıların eksikliğinin yanı sıra karabatak kuşlarının balık avlayamadan göl üzerindeki uçuşları da göze çarpmaktadır.

Doyran gölü üç yıl sonra tekrar buz tuttuğunu belirten kasaba sakinleri soğuk havalar devam ettiği takdirde göldeki balıklar için büyük sorunlar yaşatacığını vurguluyorlar.

İnsan nefesiyle binalar ısıtılacak

İsveç'te Stockholm merkez garından her gün geçen binlerce insanın nefes ve vücut sıcaklığının, civardaki yeni bir binanın kısmen ısıtılmasında kullanılacağı bildirildi.

Projeyi yürüten yetkililerden Karl Sundholm, ''Merkez garından bunca insan geçiyor, yeni binanın ısıtılmasına yardımcı olmak için bu insanların nefes ve vücut sıcaklıklarının bir kısmını toplamak istiyoruz. Herkes sıcaklık üretiyor, pencereleri açıp bu sıcaklığın dışarı çıkması yerine, havalandırma sistemi yoluyla bu sıcaklığı tutmak istiyoruz'' dedi.

İnsanlardan elde edilecek bu sıcaklığın, suyun ısıtılmasında kullanılacağı, bu suyun da binaya pompalanacağı belirtildi.

Sundholm, eski olan bu teknolojinin, yeni tarzda uygulanacağını belirterek, boru, su ve pompalardan ibaret yeni sistemin bildikleri kadarıyla şu ana kadar hiç kimse tarafından bu şekilde kullanılmadığını kaydetti.

Sundholm, bu sistemin ısınma giderlerinden yüzde 20'ye kadar tasarruf sağlayacağını kaydederek, yerleştirilmesinin karmaşık olmayacağını ve boruyla pompaların döşenmesinin yaklaşık 21 bin 200 avroya mal olacağını belirtti.

İnşaatı 2010'da bitirilmesi öngörülen binanın içinde, bürolar, küçük bir otel ve dükkânların bulunacağı bildirildi.

Stockholm merkez garından her gün yaklaşık 250 bin kişi geçiyor.

Saturday, 5 January 2008

1.22 milyon euroluk çanta

İnsanın hiç çalışmadan hayatını lüks içinde sürdürebileceği bir paraya kim çanta satın alır? demeyin çünkü lüks ve ihtişam meraklısı zenginler para harcamada sınır tanımıyor.

Tokyo'da bir mağaza, 1.22 milyon euroya çanta satıyor. Mağazanın vitrinine yerleştirilen çantanın üstünde, bin 867 pırlanta bulunuyor. Askısının üstünde yerleştirilenlerle birlikte, çantadaki pırlanta sayısı iki bin 182'ye ulaşıyor.

Bir kent yumurtladılar!

Yumurtalardan kentler yaptılar... Yaratıcılık mı çılgınlık mı bilinmez.

Yeni Balkan'da yayınlanan röportajım

Avrupa Birliği’nin gazetecilik ödülünü kazanan Hüsamettin Gina ile konuştuk

Jan Mone Ödülü, MRT’de kaliteli gazetecilerin çalıştığının göstergesidir


‘’Balkan usulu eğtim görüyoruz, Avrupai düşünüyoruz’’ adlı röportaj için, MTV Türkçe Programı’ndan Hüsamettin Gina ve MTV Arnavutça Programı’ndan Rina Turkeşi, Avrupa Birliği’nin Üsküp Misyonu’nun her yıl gelenksel olarak verdiği Jan Mone gazetecilik ödülünü kazandılar.


Ödülü, sahiplerine AB’nin Üsküp Büyükelçisi Ervan Fuere verdi. Meslekdaşımızla, böylesi değerli ödülü kaznaması münasebetiyle yaptığımız konuşmamızda şu yanıtı verdi:


Kazanmış olduğunuz ödülden dolayı, duygularınızı öğrenebilir miyiz?
Ödül aldığıma hala inanamıyorum. 13 Aralık Perşembe akşama sanki bir rüya gibi geldi bana. Jan Mone ödülünü almaktan çok sevinçli ve gururluyum, ancak aynı zamanda benim MRT’deki statüsümü göz önüne getirdiğimde,buruk bir mutluluk yaşadığımı da vurgulamak istiyorum. Ben bunu ne ile ve nasıl hakkettim diye düşünmeden de edemiyorum. Ama yine de ümitlerimi yitirmedim. Güzel günler gelecek inşallah. 10 yıldır gazetecilik mesleğine emek harcadım. Karşılığını bir gün alacağıma inanıyorum. 10 yıl gazetecilik mesleğimde çalışmama rağmen halen hiç bir yerde kadrolu olarak çalışmadım ve bir günlük stajım bile yok. Ama inancımı hiçbir zaman kaybetmedim. Ümit insanı son terkeder, değil mi?


Ödüller her zaman insana çalışma hazmi veriyor, iyi bir teşvik oluyor, aldığınız bu değerli ödülü nasıl değerlendiriyor sunuz?
Jan Mone ödülü benim için gerçekten çok özel. İki yıl önce Birleşmiş Milletlerden Makedonya’- daki fakirlik konusunu, daha doğrusu sokakta çalışan çocukların sorunlarını dile getiren bir röportajla almıştım. Bu defa da çocuklar sözkonusu. Balkan usulu eğitim görüyoruz, Avrupai düşünüyoruz adlı röportajda, çocukların Avrupa Birliği hakkındaki düşünceleri yansıtılıyor. Bu ödülü AB’nin Üsküp Büyükelçisi Ervan Fuere verdi. Fuere ödül yarışmasında bu yıl çok sayıda gazetecinin katıldığını ancak farklı bir yaklaşımla çocukların Avrupa Birliği’yle ilgili düşüncelerini konu alan bu ortak çalışmanın ödüle layık görüldüğünü söyledi. Bu röportajda ilk okullarda “Avrupa Birliği hakkında öğreniyoruz” adlı proje araştırılıyor. Öğrencilere AB’ye girdiğimiz ilk günde, sabah uyandığınızda neyin değiştiğini görmek istiyorsunuz? şeklinde soru sorduk ve öğrencilerden çok ilginç yanıtlar geldi. Üsküp’ün Petar Zdravkovski Penko okulunda okuyan bir Türk öğrencisi, AB’ye girdiğimizde insanların en azından sokakta sümkürmeyeceğini ve çöp atmayacağını ümit etti. Jürinin başkanlığını ünlü yazar ve Makedonya Bilim ve Sanatlar Akademisi üyesi Luan Starova’nın yapması bu ödülün değerini daha da arttırıyor. Ödül yarışmasına Makedonya’nın önde gelen gazetecileri de katıldı. Rekabet çok büyüktü. Ödülün benim içi değerini arttırdığı birçok önemli özelliği var. Birincisi, o bir Avrupa Birliği ödülü. Bir bakımda Avrupa Birliğine ayak bastım diyebilirm. Şaka tabi... Ama neden olmasın...Ülke olarak da tek hedefimiz bu yönde. İkincisi, ödülü Arnavut Redaksiyondan değerlimeslekdaşım Rina Turkeşi ile paylaşmam, da benim açımdan çok önemli. Ücüncüsü, çalıştığım TV için çok önemli. Biliyorsunuz, Makedonya Radyo Televizyonu ve dolayısıyla Türkçe Programları bu aralarda çok zor günler geçiriyor. Törende, MRT’nin adı duyulması ve gazetecilerinin ödülü alması bir anlamda TV hakkında sadece grev gibi olumsuz haberler değil, iyi, pozitif haberin de yazılmasına neden olduk. Jan Mone Ödülü MRT’de kaliteli gazetecilerin de çalıştığını göstermektedir. Bu arada MRT ve röportajımızı yayınlayan İNA HaberAjansına teşekkür ediyorum.


Ödül için hazırlıklarınızı anlatırmısınız?
Ödül maceram gerçekten çok tesadüfen başladı. Yaz aylarında Rina’yla beraber, “Petar Zdravkovski PENKO” ilkokulunda düzenlenen “Avrupa Birliği hakkında öğreniyoruz” konulu tribününe katıldık. Tribünden sonra birkaç öğrenciden zar zor açıklama alabildik. Kamerman arkadaşımız o gün çalışmak için çok istekli değildi, maalesef. Aramızda küçük tartışmalarında yaşandığını hatırlıyorum. O gün çalıştığımız redaksiyona haberimizi hazırladık. Öğrencilerin cevapları ise hep aklımda duruyordu. Ödül konkuru yayınlanınca, arkadaşımla katılmaya karar verdik. Ama TV için hazırladığımız haberle başaramadık, maalesef. Biliyorsunuz, üzülerek söylüyorum, bizde arşiv diye bir şey yok. Dolayısıyla, röportaja daha fazla öğrencinin ve uzmanların konuyla ilgili düşüncelerini ekleyerek, yazılı metinle katıldık.

Gelecekten ümitli olduğnuzu söylüyorsunuz, geleceğe yönelik planlarınız nedir?
Makedonya’da Gazetecilik alanında bir ödül daha var. Makedonya Medya Enstütüsü’nün geleneksel olarak verdiği araştırma gazetecilik ödülü. İlerideki yıllarda hedefim o ödül olacak. Buna göre durmak yok, yola devam.

M.ALİ

47. kattan düştü, yaşıyor

ABD'nin New York kentinde, geçen ay bir binanın camlarını silerken 47. kattan düşerek komaya giren bir temizlik işçisinin hayatta kalmayı başarması ve yeniden konuşmaya başlaması herkesi şaşırttı.

Basındaki haberlere göre, 7 aralıkta Manhattan'daki Upper East Side'da bir binada temizlik işçisi olarak çalışan Ekvadorlu Alcides ve Edgar Moreno kardeşlerin üzerinde bulunduğu iskele çöktü.

150 metre yüksekten yere düşen kardeşlerden genç olan Edgar öldü, komaya giren 37 yaşındaki Alcides Moreno ise hastaneye kaldırıldı.

Doktorlar, 9 kez ameliyat geçiren ve kendisine 11 litre kan verilen Moreno'nun komadan çıktığını ve bunun "mucize" olarak yorumlanabileceğini belirtti.

New York Times'ın haberinde, Moreno'nun eşinin, ''Noel günü, bana döndü ve (Ne yaptım ben?) dedi" sözlerine yer verildi. Doktorlar, birkaç ameliyat daha geçirmesinin ve rehabilitasyon sürecinin ardından Moreno'nun yeniden yürüyebileceğini söyledi.

Moreno'nun tedavi gördüğü Cornell hastanesi Yoğun Bakım Servisi Başkanı Philip Barie, ''Mucizelere inanıyorsanız, bu onlardan birisi" dedi.

Barie, ''3 katlı bir binadan düşmek, genellikle ölüme yol açar. 10 katlı ve daha yüksek binalardan düşenleri genelde biz görmeyiz, çünkü onları doğrudan morga götürürler'' diye konuştu.

Friday, 4 January 2008

Piton, 4 golf topunu tavuk yumurtası diye yuttu!

Avustralya'nın Yeni Güney Galler eyaletinde yavru piton yılanı tavuk yumurtası diye dört adet golf topu yuttu.

Nobbys Creek semtinde kümese tavuklarını yumurtlamaya teşvik için kuluçka yerine 4 adet golf topu koyan karı koca, topların kaybolduğunu ve sersem sepet piton yılanını görünce durumu anladı ve onu veterinere götürdü.

Currumbin Doğa Yaşam Alanındaki veterinere götürülen 80 santimlik yavru piton için kıdemli veteriner hekim Michael Pyne, "ameliyatla topları yılanın bağırsağından çıkarmasaydık hayvan ölürdü" dedi.

Kadın avcısı dede!

80 yaşında ama yaptıkları hiç de yaşına yakışmıyor. Polis peşinde...

Eugeniusz Gadomski'nin Polonya polisinin web sitesinde yayınlanan fotoğrafları Polonya polisi, evlendirme ajansları aracılığıyla tanıştığı kadınları kandırıp paralarını çalan 80'lik dedenin peşine düştü.

Polisin internetteki sitesinde resimleri de yayınlanan 80 yaşındaki "kadın avcısı" Eugeniusz Gadomski için yakalama emri çıkarıldığı belirtilirken, her zaman şık giyinen dedenin, evlilik vaadiyle kadınları kandırıp sonra da kadınların birikimlerini alarak kayıplara karıştığı kaydedildi.

80'lik dedenin sız sık saç tarzını değiştirdiği, bazen bıyık da bıraktığı belirtiliyor.

5 asırlık el yazması Kur'an'a internette alıcı çıkmadı

1500-1550 yıllarına ait olduğu iddia edilen; rulo şeklindeki Osmanlı el yazması Kur'ân-ı Kerîm'e alıcı çıkmadı.

Eşi bulunmaz eser, Amerika'dan kimliğini açıklamayan bir kişi tarafından, 5 bin Dolar'a İngiltere'deki Internet kullanıcılarına satılmak istendi.

Rulo halindeyken 4x3 cm ölçülerinde olan ve deri kemere sarılmış olan eserin sayfalarının; gerçekten 1500'lü yıllara ait olup olmadığı ise büyük merak uyandırdı.

El yazması eserin satışa çıkartıldığı Internet sayfasında, rulo şeklindeki el yazması Kur'ânı Kerîm'in özenle hazırlandığı, yazıların da siyah ve kırmızı rengin kullanıldığı belirtildi.

Açıklamada, yazmadaki bazı kenar ve köşelerin, kırmızı, yeşil ve portakal rengi ile süslenmiş olduğu vurgulandı. Açıklamada ayrıca, İslâmî sanatın ender parçalarından biri olarak gösterilen bu yazmanın, özel bir koleksiyondan satışa sunulduğu iddia edildi.

Thursday, 3 January 2008

Üsküp Yahya Kemal’e sahip çıkacak mı?

Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2008'i Üsküp’lü usta şair Yahya Kemal yılı ilan etti. Yıl boyunca büyük şairle ilgili uluslararası sergi ve sempozyumlar düzenlenecek.

2008'in, Türk şiirinin en önemli ustalarından biri olan Yahya Kemal Beyatlı'nın ölümünün 50. yılı olduğunu belirten Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, bu vesile ile büyük şairin daha iyi tanınacağını ve anlaşılacağını umuyor.

Yahya Kemal'in mekânları belirlenecek Günay, "Bizde ne yazık ki yazar evlerinin bir müze olarak algılanması, kitleler tarafından bilinmesi ve hatta gelen yabancı ziyaretçilere gösterilmesi gibi bir alışkanlık yok. Kafka'nın evine olan ilgiyi gördüğümde çok kıskandım. Yahya Kemal'in müzeye dönüştürebileceğimiz bir evi yok. Ama yaşadığı mekânlarda plaket konulabilir, onunla ilgili bir köşe yapılabilir. Ben Türkiye'de hangi yazarımız, hangi şairimiz nereye, hangi lokantaya, hangi otele giderdi bilmiyorum. Nostaljileri yaşatma kaygımız yok. Bir toplum, hafızasıyla gelişir" dedi.

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın sözlerine göre bu yıl esnasında Yahya Kemal’in yaşadığı mekanlar belirnecek. Bilindiği gibi Üsküp’lü şairin doğduğu ev şu anki Halklar Tiyatrosunun avlusunda bulunuyormuş. Orada tekrar Yahya Kemal evinin yapılması imkanlarının olup olmadığını bilemiyorum ama en azından bir plaket konulabilir yada köşe yapılabilir, diye düşünüyorum. Tiyatro avlusunda elverişli koşullar yoksa, en azından yaşadığı mahallede yer temin edilebilir. Üsküp Yahya Kemal’a sahip çıkacak mı? Bunu önümüzdeki yıl belirleyecek.

Tuesday, 1 January 2008

Kardan adam

Kardanadam, sıkıştırılmış kardan yapılan, insana benzer heykel. Genellikle çocuklar, bazen büyükler tarafından, eğlenmek amacıyla yapılır. Gövdesi ve başı, yerde yuvarlanarak yapılan iki ya da üç tane büyük kartopundan oluşur. Kollar genellikle daldan yapılır. Burun olarak havuç, göz olarak kömür kullanılır. Boynuna atkı bağlanabilir. Bazen başına şapka, kasket, kova gibi bir başlık giydirilir, koluna bir süpürge tutuşturulur, gövdesinin önüne küçük taşlardan düğmeler konur.

Kardanadam, batı ülkelerinden Japonya’ya kadar, kar yağan çeşitli ülkelerde yapılmaktadır.

Amcamın kızıyla beraber, Üsküp’teki ilk karı fırsat bularak kardan adam yapmaya çalıştık. Beğendiniz mi bilmiyorum ama biz yaparken çok eğlendik. Aşama, aşama kardan adamın doğuşu.....

Üsküp’te ilk kar, serçeler ve kumrular

İşte yine bir kış dayandı kapımıza. Hem de yeni yıllla beraber. Sabah uyandığımda lapa lapa kar yağıyordu. Kar, her yere un gibi elenmiş. Her tarafı bembeyaz. Her birimizin mevsimlere göre değişen güzellikte eşsiz anıları vardır. Kış mevsiminin de kendine has özelliği var. Bugün tatil, iş yok, fotoğraf makinemi elime alıp sizlere, mahallemdeki kış mevsiminden birkaç ayrıntıyı paylaşmak istedim.

Bana göre kış nedir?

Serçelerin ağaçların dallarında mahsur kalması.



Sonra baharı bekleyen kumruların mazlum, fakat onurlu bakışları.



Karla örtülen arabam.